Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Azınlık Vakıflarının Mal Edinme Rejimi ile El Konulmuş Olan Vakıf Mallarının İadesi Süreci Hakkında Değerlendirme
Avukat Dr. Tolga Ersoy | Vakıflar Hukuku | 29 Ağustos 2011
Ülkemizde “azınlık vakfı” ibaresinin temelinde, Lozan Antlaşması ile yapılmış azınlık tanımı yer almaktadır. Antlaşma çerçevesinde “azınlık” olarak tanımlanan kesimler Rum, Ermeni ve Musevilerden oluşan gayrımüslimlerdir. Keza, Antlaşma uyarınca gayrımüslim azınlıklar da tüm vatandaşların istifade ettiği siyasal ve medeni haklardan istifade edebilmektedir.
Bu çerçevede, azınlığa mensup gerçek kişilerin menkul ve gayrımenkul mülk edinmesinde bir sorun olmamasına rağmen, uygulamada azınlık vakıfları ile azınlık vatandaşların kurdukları hükmi şahısların gayrımenkul mal edinmesinde sorunlar yaşandığı görülmektedir.
Cumhuriyet öncesi dönemde, azınlıklar muayyen bir statüye sahipti. Padişah fermanları temelinde, azınlık ibadethanelerinin bakımı, muhafazası ile dini mekteplerin muhafazası ve yaşatılması sebebiyle kurmuş oldukları vakıflar bulunmaktadır. Ancak bu vakıfların tüzel kişilik kazanmaları 1912 yılı sonrasında gerçekleşmiştir. Azınlık vakıfları, tüzel kişiliğin teşekkül etmediği dönemde vakıf mülklerini “nam-ı müstear “ olarak ifade olunan gerçek kişiler yahut nam-ı mevhum olarak ifade olunan ve artık mevcut olmayan tarihsel ve dinsel şahsiyetler adına kayıtlı vakıflardır. (Bir misal vermek gerekirse, bir vakfın Hazret-i Meryem adına kayıtlı olarak görülmesi ama hakikatte Ermeni Vakfı ve Kilisesi'ne ait olması türünden uygulamalardır.)
“Eşhâs-ı Hükmiyenin Emvali Gayrimenkule ye Tasarruflarına Dair Kanunu Muvakkat” ile tüzel kişilerinin mal edinmesi mümkün kılınmış ve 1912 yılında çıkartılan “Eşhas-ı Hükmiyenin Emvali Gayrimenkuleye Tasarrufu Hakkında Kanun” ile vakıflar tüzel kişilik kazanmışlardır.
İşbu kanunun geçici fıkra hükmünde, Türk hayır kurumları tarafından şimdiye kadar “namı müstear ile tasarruf oluna gelen taşınmazların Kanun’un yayımından başlayarak altı ay içinde başvurmaları halinde, kurumlar adına tescil edileceği, altı ay içinde tapuya başvurmayan veya davayı gerektiren bir hal var olmasına rağmen davaya konu yapılmayan yerler hakkında, bundan sonra kurumlara ait olduğu yolundaki iddiaların dinlenemeyeceğine hükmedilmiştir.
Cumhuriyet öncesi uygulama bağlamında, bu sürenin hak düşürücü süre olduğu göz önüne alındığında, sürenin kaçırılmasından kaynaklı sıkıntılar yaşandığı bilinmektedir.
Cumhuriyet döneminde bu alanda düzenleyici temel yasa, 2762 sayılı 5/6/1935 kabul tarihli, 13/6/1935 ve 3027 sayılı Resmi Gazete’de neşredilen (Tertip: 3 Cilt: 16 Sayfa: 586) Vakıfları Kanunu’dur. İşbu Kanun, azınlık vakıflarının gayrımenkul edinmelerini yasaklayan bir hükmü haiz olmadığı gibi, m. 44 hükmü ile azınlık vakıflarının tasarrufunda bulunan gayrımenkullerin bu vakıflar adına tesciline hükmedildiği de görülmektedir. Madde hükmü şu şekildedir:
“Bu kanunun neşri tarihinden en az on beş yıl evvelinden beri vakıf olarak tasarruf edildikleri vergi kayıtları icar kontratları ve eşhası hükmiyenin gayri menkule tasarruflarına dair olan 16 Şubat 1328 tarihli kanunun neşrinden sonra tapuya verilmiş defterler ve müesseselerin hesap defterleri ve buna benzer vesikalarla anlaşılacak olan yerler o suretle vakıf kütüğüne kaydolunurlar. Bu kayıt vakıflar idaresinin istemesi üzerine tapuca o gayri menkullerin kayıtlarına işaret ve keyfiyet münasip vasıtalarla ilan olunur. İlan tarihinden itibaren iki yıl içinde dava yolu ile bir güna itiraz olunmadığı takdirde o malların vakıf olarak kati tescilleri yapılır, ve tapuları verilir. Tapu kayıtlarına işaret edilecek gayri menkullere ait davalarda vakıflar idaresi ve varsa mütevelli de birlikte hasım olur. Bundan başka, vakıflar idaresinin 1515 sayılı kanun hükümlerinden istifade hakkı mahfuzdur.” (2762 sayılı Vakıflar Kanunu, m. 44.)
İşbu Kanun’un geçici 1. madde hükmü ile ülkemizde mevcut tüm vakıfların sahip oldukları malları, gelirleri, giderleri ve vakıfları ile ilgili diğer hususları bildirme yükümlülüğü getirilmiştir. Şöyle ki;
“Geçici Madde 1 - (2762 sayılı Kanunun kendi numarasız Muvakkat maddesi olup, teselsül için numaralandırılmıştır.)
A - Şimdiye kadar vakıflar idaresine hesap vermemiş olan bütün mütevelliler veya mütevelli heyetleri bu kanunun hükümleri yürümeğe başladığı günden itibaren üç ay içinde idare ettikleri vakıfların mahiyetlerini, varidat membalarını ve bunların sarf ve tahsis mahallerini, geçmiş son senenin varidat ve masraflarının miktar ve nevilerinin ve mütevelliliği hangi selahiyetli merciin intihap veya kararına müsteniden ve hangi tarihten beri yaptıklarını gösterir bir beyanname tanzimine ve mensup oldukları vakıflar dairesine vermeğe mecburdurlar.
B - Yukarki fıkra mucibince beyanname vermiş olan mütevellilere bir makbuz ilmühaberi verilir. Bu ilmühaberi hamil olan kimseler bu kanun dairesinde vakıflarının idaresine devam ederler.
C - Birinci fıkrada yazılı müddet içinde beyanname vermemiş olanlar vakıflarında tasarruf edemezler. Gecikme haklı bir sebebe müstenit değilse veya verdikleri beyanname hakikate uygun bulunmazsa mütevellilikten derhal azlolunurlar.
Ç - Vakıflar idaresine verilecek beyannamelerin verildikleri tarihten itibaren, altı ay içinde tetkik ve tasdiki mecburidir. Bu müddet içinde tasdik edilmediği takdirde yalnız mukannen masraflar tasdik edilmiş sayılır.
D - Beyannameler muhteviyatının vesika ve teamüllere müstenit olması ve bu vesika veya teamüllerin bu kanunun neşrinden evvel mevcut ve merî`i bulunması şarttır.
E - Bu kanun hükümleri yürümeğe başladığı zaman mevcut olan ferilerden gayri mütevellilerle Vakıflar Umum Müdürlüğünce mütevellisi olmadığından veya mütevellisi mevcut olduğu halde vakfı bizzat idare edemediklerinden dolayı idare kendilerine tevdi edilmiş olan kaymakamlar şimdiye kadar olduğu gibi vakıfları idareye devam ederler. Azil veya her hangi bir suretle inhilal vukuunda bu kanun hükümleri tatbik olunur.” (2762 sayılı Vakıflar Kanunu, Geçici madde 1.)
Tatbikatta “1936 Beyannamesi” olarak tanımlanan işbu beyanlar, Yargıtay tarafından vakıf senedi olarak kabul edilmiştir. Bu listede azınlık vakıflarının sahip oldukları gayrımenkullerin sayıları ve adresleri bulunmaktadır.
Bu yasal düzenleme ile azınlık vakıflarının mevcut mal varlıklarının tapuya tescil ettirilmesi amaçlanmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü, 2762 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 1936 yılında 6 ay süre vererek, m. 44 hükmünde belirtilen belgelere dayalı olarak beyanname doldurmasını talep etmiştir. İşbu beyannameler bir bakıma cemaat vakıflarının vakfiyesi addolunmuştur. Verilen beyannamelerde gösterilen mallar vakfın mal varlığı olarak kabul edilmiştir. Cumhuriyet öncesi dönemde nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına kayıtlı bulunan taşınmazların azınlık vakıfları adına tescili yönünde teşebbüsler başlamıştır.
Vakıflar Kanunu’nun getirmiş olduğu mal edinme serbesiti temelinde, azınlık vakıfları yeni mallar da edinmişlerdir. Mahkemeye intikal eden ihtilaflarda, Yargıtay ve Danıştay da 1974 yılına kadar azınlık vakıflarının gayrımenkul edinebileceği yönünde içtihat oluşturmuştu.
1974 yılında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nca içtihat değişikliğine gidilmesi, bir dönüm noktası olmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 1971/2-820 E., 1974/505 K. sayılı 08.05.1974 tarihli kararında, azınlık vakıflarının yeni gayrımenkul edinmelerinin önü kapatılmıştır. İşbu kararda, bir vakfın vakıfnamesinde mal edinme için açıklık olmayan hallerde vakıf tüzel kişiliğinin mal edinemeyeceği, beyannamelerinde bağış kabul edecekleri yolunda açıklık olmayan azınlık vakıflarının da gerek doğrudan doğruya, gerekse vasiyet yolu ile taşınmaz iktisap edemeyeceği, çünkü vasiyeti kabulün, yararına vasiyet yapılana ait bir hak olduğu, oysa vakfeden vakıfnamesinde izin vermedikçe onun iradesi dışına çıkılıp mal kabul olunamayacağına hükmedilmiştir.
İşbu içtihat sonrasında, azınlık vakıflarının tasarrufunda bulunup da 1936 yılında verdikleri beyannamelerinde yer almayan taşınmazları edinmelerinin yahut 1936 Beyannamesi’nde “taşınmaz edinebileceğine ya da bağış kabul edebileceğine” ilişkin hüküm bulunmayan vakıfların taşınmaz edinmelerinin mümkün olmadığının kabulü neticesinde, bu yönde bir uygulama gelişmiştir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü ya da Hazine tarafından, 1936 Beyannamesi’nde “vakfın taşınmaz edinebileceğine ya da bağış kabul edebileceğine” dair bir hüküm bulunmayan vakıfların edindikleri taşınmazların tapularının iptali için tapu iptali davaları açılmıştır. Tüm bu davalarda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 1971/2-820 E., 1974/505 K. sayılı 08.05.1974 tarihli kararı gerekçe gösterilmiştir.
1936 yılında çıkarılan Vakıflar Kanunu’nda azınlık vakıflarının taşınmaz edinmelerine ilişkin herhangi bir sınırlama bulunmamasına karşın, zikredilen içtihat temelinde, azınlık vakıflarının 1936 yılında verdikleri beyannamelerde yer almayan gayrımenkulleri edinmeleri mümkün olmamıştır. 1936 yılından oldukça uzun bir süre sonra, azınlık vakıflarının Vakıflar Kanunu’na ve Lozan Antlaşması’na uygun şekilde iktisap ettikleri gayrımenkullerin mülkiyeti vakıflardan alınmıştır.
Azınlık vakıflarınca iktisap edilen gayrımenkuller, bağış, vasiyet ve satın alma gibi tasarrufi işlemlerle edinilmişti. 1936 ile 1974 arası dönemde bu şekilde iktisap edilen gayrımenkullerin bir kısmı eski maliklerine iade olunmuş, bir kısmı da Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü veya üçüncü şahıslara geçmiştir.
27 Ağustos 2011 tarih ve 28038 sayılı Resmi Gazete’de neşrolunan “Gıda, Tarım Ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin m. 17 ile 5737 s. Kanun’a eklenen geçici m. 11 hükmü ile azınlık vakıflarına ait malların iadesini öngörülmektedir.
Şöyle ki
MADDE 17 – 5737 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 11 – Cemaat vakıflarının;
a) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup malik hanesi açık olan taşınmazları,
b) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamulaştırma, satış ve trampa dışındaki nedenlerle Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediye ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazları,
c) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamu kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmeleri,
tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren oniki ay içinde müracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescil edilir.
Cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle Hazine veya Genel Müdürlük adına tapuda kayıt edilen taşınmazlardan üçüncü şahıslar adına kayıtlı olanların Maliye Bakanlığınca tespit edilen rayiç değeri Hazine veya Genel Müdürlük tarafından ödenir.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.”
Bu düzenleme ile azınlık vakıflarının 1936’dan sonra edindikleri ve 1974’ten sonra Hazine’ye devredilen gayrimenkulleri geri verilmesinin önü açılmıştır. Ancak bu haktan yararlanmak için 12 aylık başvuru süresinin kaçırılmaması oldukça önemli bir husustur.
Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Azınlık Vakıflarının Mal Edinme Rejimi ile El Konulmuş Olan Vakıf Mallarının İadesi Süreci Hakkında Değerlendirme Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Azınlık vakıflarının el konulan malları iade ediliyor mu?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve iç hukukta (Vakıflar Kanunu geçici 7. ve 11. maddeler) yapılan yasal reformlar neticesinde, 1936 Beyannamesi sonrası Hazineye geçen veya üçüncü kişilere satılan gayrimenkullerin azınlık vakıflarına iadesi veya bedelinin ödenmesi süreci başlatılmıştır.
1936 Beyannamesi nedir?
1936 yılında tüm vakıflardan mal varlıklarını beyan etmeleri istenmiştir. Yargıtay'ın geçmişteki içtihatlarında, azınlık vakıflarının bu beyannamede yer almayan yeni gayrimenkuller edinemeyeceği (vakfiye eksikliği) kabul edilerek birçok taşınmaza el konulmuştu.
İade talepleri için nereye başvurulur?
El konulan taşınmazların iadesi veya bedel tazmini için Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne başvuru yapılır. İdarenin ret işlemi tesis etmesi halinde Asliye Hukuk veya İdare mahkemelerinde yargı yoluna gidilir.
Azınlık Vakfı (Cemaat Vakfı) nedir?
Lozan Antlaşması kapsamında Türkiye'deki gayrimüslim (Rum, Ermeni, Musevi, Süryani vb.) toplulukların dini, eğitim veya hayır amaçlarıyla Osmanlı veya Cumhuriyet döneminde kurdukları vakıflardır.
1936 Beyannamesi nedir ve neden önemlidir?
1936 yılında çıkarılan Vakıflar Kanunu gereği tüm vakıflardan malvarlıklarını gösteren bir beyanname istenmiştir. Yargıtay daha sonra bu beyannameyi "vakıf senedi" kabul ederek, beyannamede yazmayan malların edinilmesini (bağışlansa bile) uzun yıllar yasadışı saymış ve mallara devletçe (hazinece) el konulmuştur.
El konulan azınlık vakfı mallarının iadesi süreci nasıl başladı?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları ve Avrupa Birliği uyum yasaları (2003, 2008 ve 2011 yasal değişiklikleri) neticesinde, 1936 beyannamesi bahanesiyle Hazine veya VGM'ye geçen taşınmazların vakıflara iadesi veya bedellerinin tazmini yasal güvenceye kavuşmuştur.
Vakıf mallarının iadesi için nereye başvurulur?
Kanuni süreler içerisinde (Vakıflar Kanunu Geçici Maddeleri uyarınca) doğrudan Vakıflar Genel Müdürlüğüne (VGM) ve ilgili idarelere müracaat edilmiştir. İade talebi reddedilen veya süreyi kaçıran vakıflar idari yargıda (veya tapu iptal ve tescil davasıyla adli yargıda) hakkını aramaktadır.
Günümüzde Azınlık Vakfları mal edinebilir mi?
Evet. Yeni Vakıflar Kanunu (2008) ile azınlık vakıflarının mal edinme, bağış kabul etme ve tasarrufta bulunma kısıtlamaları (1936 beyannamesi kısıtlaması) tamamen kaldırılarak diğer vakıflarla eşit statüye (serbestiye) getirilmişlerdir.