Bankacılık Sırlarının Açıklanması Suçu Bağlamında Kanun Maddelerinin İçtimai Durumuna Dair Yargıtay Yaklaşımı
Avukat Dr. Tolga Ersoy | Ekonomik Suçlar | 16 Nisan 2018
Bankacılık sırlarının açıklanması fiili, iki ayrı Kanun kapsamında suç sayılmıştır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 239 hükmü, “Ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması” başlığını taşımakta olup, maddenin birinci bendinde sıfat veya görevi, meslek veya sanatı gereği vakıf olduğu ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilere veren veya ifşa eden kişinin, şikayet üzerine, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacağına hükmedildiği görülmektedir.
5411 sayılı Bankacılık Kanunun m. 73 hükmü ise “Sırların Saklanması” başlığını taşımakta olup, daha kapsamlı bir madde olduğu görülmektedir. Madde hükmüne göre,
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu başkan ve üyeleri ile Kurum personelinin, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kurulu başkan ve üyeleri ile Fon personelinin görevleri sırasında öğrendikleri bankalara ve bunların bağlı ortaklık, iştirak, birlikte kontrol edilen ortaklıkları ve müşterilerine ait sırları bu Kanuna ve özel kanunlarına göre yetkili olanlardan başkasına açıklayamayacağı ve kendilerinin veya başkalarının yararlarına kullanamayacağı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun dışarıdan destek hizmeti aldığı kişi ve kuruluşlar ile bunların çalışanları da bu hükme tabi olduğu ve bu yükümlülüğün görevden ayrıldıktan sonra da devam ettiği düzenlenmiştir. Ancak Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun, yurt dışındaki muadili denetim mercileri ile düzenleyeceği mutabakat zabıtları çerçevesinde vereceği bilgi ve belgeler, sır kapsamı dışında tutulmuştur. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun ise, düzenleyeceği mutabakat zabıtları veya zabıtlar dışında elde edeceği sırların korunmasını sağlamakla görevli olduğu belirtilmiştir. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun elde edeceği sır niteliğindeki bilgi ve belgelerin, kuruluş ve faaliyet izni verilmesinde, faaliyetlerin denetiminde, düzenlemelere uyulup uyulmadığının izlenmesinde ve Kurul kararlarına karşı açılacak idari davaların görülmesinde kullanılabileceğine hükmedilmiştir.
13/.02/2011 tarihli 6111 sayılı Kanun’un 146. maddesi ile yasa hükmünün 4. cümlesi, 3. fıkrası ve 4. fıkrası değiştirilmiştir. 2011 düzenlemeleri ile hükmün kapsamı genişletilmiştir. Bu bağlamda, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun elde edeceği sır niteliğindeki bilgi ve belgelerin, ceza soruşturması ve kovuşturması kapsamında savcılıklar ile ceza mahkemeleri, görevden ayrılmış olsalar dahi, görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı başlatılan soruşturma ve kovuşturmalar ile bağlantılı olarak talepte bulunacak Kurul Başkanı ve üyeleri ile Kurum personeli dışında hiçbir kişiye, kurum ve kuruluşa verilemeyeceğine ve. Mahkeme kararına bağlanmış sır kapsamına giren bilgilerin verilmesinden Kurum sorumlu tutulamayacağına hükmedilmiştir.
6111 sayılı Kanun’un 146. maddesi ile değiştirilen 3. fıkrada ise, sıfat ve görevleri dolayısıyla bankalara veya müşterilerine ait sırları öğrenenlerin, söz konusu sırları bu konuda kanunen açıkça yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamayacağı, bu yükümlülüğün görevden ayrıldıktan sonra da devam ettiğine hükmedilmiştir. İş ilişkilerinden kaynaklı ihtilalarla ilgili olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı ile bunlara bağlı ve ilgili kurum ve kuruluşlara verilmesi ile sigortacılık düzenlemelerinden kaynaklı genel sağlık sigortalılığında gelir testinin yapılmasına ilişkin bilgi ve belgelerin Sosyal Güvenlik Kurumuna verilmesi hususları kapsam dışı bırakılmıştır.
İki ayrı kanunda düzenlenen bu fiiller bakımından ortaya çıkan temel hukuki mesele, norm çatışmasının nasıl çözüleceğidir. Ceza hukukunda bu tür hâllerde başvurulan ilke, özel normun genel norma üstünlüğü (lex specialis derogat legi generali) ilkesidir. Türk Ceza Kanunu m.239, ticari sır, bankacılık sırrı ve müşteri sırrını birlikte koruyan genel nitelikte bir hüküm iken; 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’ndaki düzenlemeler, münhasıran bankacılık faaliyetine ve bu faaliyetin denetimine ilişkin sırları konu almaktadır. Dolayısıyla fiilin bankacılık mevzuatının özel olarak düzenlediği bir alana girmesi hâlinde, özel hükmün uygulanması gerekir.
Bu tespitin pratik sonuçları önemlidir. Zira iki düzenleme arasında yalnızca ceza miktarı bakımından değil, kovuşturma usulü bakımından da esaslı farklar bulunmaktadır. TCK m.239 kapsamındaki fiiller kural olarak şikâyete tabi iken, 5411 sayılı Kanun kapsamındaki suçlar bakımından Kanun, kovuşturmanın başlatılabilmesini Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu veya ilgili hâllerde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yapılacak yazılı başvuru şartına bağlamıştır. Bu şart gerçekleşmeksizin açılan bir kamu davasında, dava şartı yokluğu nedeniyle durma veya düşme kararı verilmesi gündeme gelir.
Bu nedenle bankacılık sırrının ifşası iddiasıyla karşılaşılan dosyalarda savunmanın yapması gereken ilk denetim, hangi kanun hükmünün uygulandığı ve buna bağlı olarak dava şartının gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Fiilin özel kanun kapsamında olmasına rağmen TCK m.239’dan kovuşturma yürütülmesi veya özel kanunun aradığı başvurunun bulunmaması, esasa girilmeksizin sonuç doğurabilecek usuli aykırılıklardır.
Fiilin tek bir eylemle hem ticari sır hem bankacılık sırrı hem de müşteri sırrını ihlal etmesi hâlinde ise içtima hükümleri devreye girer. TCK m.44 uyarınca işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır. Buna karşılık farklı zamanlarda, ayrı ayrı iradelerle gerçekleştirilen ifşa fiilleri bakımından gerçek içtima kuralı uygulanır ve her fiil için ayrı ceza verilir. Bu ayrımın yapılabilmesi için, ifşa fiillerinin tarih ve muhatap bazında ayrıştırılarak dosyaya yansıtılması gerekir.
Sır kavramının kapsamı da ayrıca irdelenmelidir. Bankacılık sırrı, bankanın kendi faaliyetine ilişkin gizli bilgileri; müşteri sırrı ise bankacılık ilişkisi dolayısıyla müşteriye ait öğrenilen bilgileri ifade eder. Hesap hareketleri, kredi bilgileri, teminat yapısı, risk raporları ve müşterinin mali durumuna ilişkin değerlendirmeler bu kapsamdadır. Buna karşılık kamuya açık kaynaklardan öğrenilebilecek, herkesçe erişilebilir nitelikteki bilgiler sır olarak nitelendirilemez; bu husus savunma bakımından önem taşıyan bir ayrımdır.
Sır saklama yükümlülüğünün istisnaları da mevzuatta açıkça düzenlenmiştir. Kanunen yetkili mercilere yapılan bildirimler, mahkeme kararına dayalı talepler, Cumhuriyet savcılıklarının soruşturma kapsamındaki istemleri, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) bildirimleri ve mevzuatın öngördüğü raporlama yükümlülükleri bu kapsamdadır. Dolayısıyla bilginin kanuni bir yükümlülüğün yerine getirilmesi kapsamında paylaşılmış olması hâlinde, TCK m.24 uyarınca kanunun hükmünü yerine getirme hukuka uygunluk sebebi gündeme gelir.
Bu alanın 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile kesişimi de göz ardı edilmemelidir. Müşteri sırrı niteliğindeki bilgilerin önemli bir kısmı aynı zamanda kişisel veri niteliği taşır. Bu hâlde fiil, TCK m.135 veya m.136 kapsamında ayrıca değerlendirilebileceği gibi; veri sorumlusu banka bakımından KVKK kapsamında idari para cezası ve Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikâyet süreçleri de gündeme gelir. Ayrıca veri ihlali bildirimi yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği ayrıca denetlenmelidir.
Ceza sorumluluğunun yanında hukuki ve disiplin sorumluluğu da doğar. Sır ifşasından zarar gören müşteri veya banka, Türk Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilir. Banka çalışanı bakımından ise iş sözleşmesinin 4857 sayılı Kanun m.25/II uyarınca haklı sebeple feshi ve meslekten men gibi sonuçlar gündeme gelebilir. Bu süreçlerde verilecek beyanların birbiriyle tutarlı olması, bütüncül bir savunma stratejisini zorunlu kılmaktadır.
Netice itibariyle bankacılık sırrının ifşası iddiaları, uygulanacak normun belirlenmesinden kovuşturma şartına, içtima kurallarından sırrın kapsamına kadar çok katmanlı bir değerlendirme gerektirmektedir. Hangi kanunun uygulanacağının doğru tespiti, dava şartının denetlenmesi, bilginin gerçekten sır vasfı taşıyıp taşımadığının tartışılması ve paralel yürüyen KVKK, tazminat ve disiplin süreçlerinin eşgüdümlü yönetilmesi bu dosyalarda belirleyici olmaktadır.
Bankacılık Sırlarının Açıklanması Suçu Bağlamında Kanun Maddelerinin İçtimai Durumuna Dair Yargıtay Yaklaşımı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Bankacılık sırrının açıklanması suç mudur?
Evet, Bankacılık Kanunu m. 159 ve TCK uyarınca, banka personelinin veya yöneticilerinin sıfatları gereği öğrendikleri banka ve müşteri sırlarını izinsiz açıklaması suç teşkil eder.
Sırrın açıklanması ile kişisel verilerin yayılması suçu aynı anda oluşur mu?
Yargıtay yaklaşımına göre (fikri içtima), eylem hem Bankacılık Kanunundaki sırrı ifşa suçunu hem de TCK 136'daki kişisel verileri yayma suçunu ihlal ediyorsa, fail en ağır cezayı gerektiren maddeden cezalandırılır.
Mahkeme kararıyla müşteri bilgisi vermek suç mu?
Hayır, savcılık veya mahkeme kararıyla (adli veya idari mercilerin yasal talepleri doğrultusunda) müşteri bilgilerinin verilmesi kanuni bir zorunluluk olduğundan suç oluşturmaz.
Bankacılık sırrı nedir?
Müşterinin mevduat bakiyesi, kredi notu, hesap hareketleri, finansal durumu gibi bankanın yürüttüğü faaliyetler dolayısıyla öğrendiği ve üçüncü kişilerle paylaşılmaması gereken gizli finansal bilgilerdir.
Müşteri bilgilerini satan bankacıyı hangi kanun cezalandırır?
Genel kanun olan Türk Ceza Kanunu (TCK) değil, özel kanun olan 5411 sayılı Bankacılık Kanunu madde 73 ve 159 uyarınca özel ve daha ağır şekilde cezalandırılır.
İçtima durumu (Birden fazla suç oluşması) nedir?
Failin tek bir fiiliyle birden fazla kanun maddesini (hem TCK'daki ticari sırrı ifşa, hem Bankacılık Kanunundaki sırrın açıklanması, hem de KVKK verileri hukuka aykırı verme suçlarını) aynı anda ihlal etmesidir.
Yargıtay bu içtima durumunu nasıl çözer?
Fikri içtima (TCK m.44) kuralları gereğince; tek bir eylemle birden fazla suç oluşuyorsa, faile bunlardan sadece en ağır cezayı gerektiren maddeden (genellikle Bankacılık Kanunundan veya Kişisel Verilerin İhlalinden) tek bir ceza verilir.
Bankacı sırrı rüşvet karşılığı satmışsa ceza nasıl olur?
Bankacı, sırrı açıklamak için (veya müşteri listesini sızdırmak için) dışarıdan maddi bir menfaat (para) temin etmişse, sırrın ifşası suçu ile birlikte ayrıca Rüşvet (veya zimmet/görevi kötüye kullanma) suçundan da ayrı ayrı cezalandırılabilir.