Şirket Yöneticilerinin Ceza Sorumluluğu ve Kurumsal Temsil

Türk hukukunda tüzel kişilerin cezai sorumluluğu bulunmaz; TCK m.20/2 uyarınca tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak tüzel kişiler hakkında TCK m.60 uyarınca faaliyet izninin iptali ve müsadere gibi güvenlik tedbirlerine hükmedilebilir. Cezai sorumluluk, şirket bünyesinde karar alma ve denetleme yetkisi bulunan gerçek kişilere yüklenir; bu nedenle görev dağılımının, imza yetkilerinin ve yetki devrinin belgelerle ortaya konulması savunmanın merkezinde yer alır.

Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri cezaların şahsiliğidir. Anayasa m.38/7 uyarınca ceza sorumluluğu şahsidir. Bu ilkenin doğal sonucu olarak TCK m.20/2, tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamayacağını açıkça düzenlemiştir. Ancak aynı hüküm, tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımların uygulanmasını saklı tutar.

TCK m.60 uyarınca, bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suçlarda, iznin iptaline karar verilir. Ayrıca müsadere hükümleri de tüzel kişiler hakkında uygulanabilir. Bu tedbirlerin uygulanmasında ağır sonuçlar doğması hâlinde, hâkim tedbire hükmetmeyebilir.

Cezai sorumluluğun hangi gerçek kişiye yükleneceği, bu dosyaların en kritik sorusudur. Ticaret şirketlerinde yönetim ve temsil yetkisi; anonim şirketlerde yönetim kuruluna, limited şirketlerde müdürlere aittir. Ancak TTK m.367 uyarınca yönetim kurulu, iç yönergeye göre yönetimi kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine ya da üçüncü kişiye devredebilir. Usulüne uygun bir yetki devri gerçekleşmişse, devredilen alandaki sorumluluk devralan kişiye geçer.

Bu nedenle savunmanın ilk adımı, belgeye dayalı görev haritası çıkarmaktır: ticaret sicil kayıtları, imza sirküleri, iç yönerge, yönetim kurulu kararları, organizasyon şeması, iş tanımları, vekâletnameler ve yetki devri belgeleri toplanmalıdır. Salt yönetim kurulu üyesi veya şirket ortağı olmak, somut fiille bağlantısı kurulmaksızın cezai sorumluluk doğurmaz. Yargıtay içtihatlarında da, unvana dayalı otomatik sorumluluk anlayışı kabul edilmemektedir.

İkinci adım, fiil ile kişi arasındaki bağın sorgulanmasıdır. İsnat edilen suçun icrai mi yoksa ihmali davranışla mı işlendiği; ihmali ise kişinin garantörlük konumunun kaynağının ne olduğu ortaya konulmalıdır. Örneğin iş kazasından kaynaklanan taksirle ölüm dosyalarında; iş güvenliği tedbirlerini almakla yükümlü olanın kim olduğu, 6331 sayılı Kanun kapsamındaki yükümlülüklerin nasıl dağıtıldığı ve denetim zincirinin nasıl işlediği belirleyicidir.

Uygulamada sık karşılaşılan suç tipleri şunlardır: iş kazasından kaynaklanan taksirle öldürme veya yaralama, vergi kaçakçılığı (213 sayılı VUK m.359), çevre kirliliği ve imar kirliliği, güveni kötüye kullanma, nitelikli dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırma, kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesi, karşılıksız çek keşide edilmesi ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamındaki izinsiz faaliyet suçları.

Menfaat çatışması, kurumsal temsilin en hassas boyutudur. Şirketin menfaati ile yöneticinin kişisel menfaati her zaman örtüşmez; hatta şirket, sorumluluğu yöneticiye yükleyerek kendisini korumayı tercih edebilir. Avukatlık Kanunu ve meslek kurallarımız uyarınca aralarında menfaat çatışması bulunan kişilerin aynı avukat tarafından temsili mümkün değildir. Bu nedenle daha ilk aşamada, kimin temsil edildiğinin net biçimde belirlenmesi ve gerektiğinde ayrı vekiller görevlendirilmesi zorunludur.

Şirket içi inceleme (iç soruşturma) süreçleri de titizlikle yönetilmelidir. Olayın şirket içinde araştırılması sırasında elde edilen belgeler, sonradan ceza dosyasına yansıyabilir. Bu nedenle inceleme kapsamının, yönteminin ve belgelendirme biçiminin hukuki risk analizi yapılarak belirlenmesi gerekir. Çalışanlardan alınacak beyanlarda, kendilerine karşı da bir soruşturma yürütülebileceği hususunun gözetilmesi gerekir.

Paralel süreçler de eşgüdümlü yürütülmelidir. Ceza soruşturmasının yanında; idari para cezaları ve iptal davaları, vergi incelemesi ve vergi davaları, SGK rücu davaları, iş hukuku davaları, ihalelerden yasaklama kararları ve ticari itibar yönetimi gündeme gelir. Bir süreçte verilen beyanın diğerine etkisi olacağından, tüm savunmaların tutarlı bir çerçevede kurgulanması gerekir.

Şirket bakımından önleyici hukuk boyutu da göz ardı edilmemelidir. Yetki devrinin usulüne uygun biçimde yapılması, iç yönergenin güncel tutulması, iş güvenliği ve uyum programlarının belgelenmesi, eğitim kayıtlarının düzenli tutulması ve karar süreçlerinin izlenebilir olması; bir olay gerçekleştiğinde sorumluluğun doğru kişiye atfedilmesini sağlayan en güçlü belgelerdir.

Netice itibariyle şirket yöneticilerinin ceza sorumluluğu, unvana değil somut yetki ve göreve dayanır. Görev dağılımının belgelerle ortaya konulması, yetki devrinin geçerliliğinin denetlenmesi, menfaat çatışmasının baştan yönetilmesi ve paralel süreçlerin eşgüdümlü yürütülmesi bu dosyalarda sonucu belirler. Bu nedenle sürecin hem ceza hukukuna hem ticaret hukukuna hâkim bir yaklaşımla yürütülmesi zorunludur.

Şirket Yöneticilerinin Ceza Sorumluluğu ve Kurumsal Temsil Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Şirket hakkında ceza davası açılabilir mi?

Hayır. TCK m.20/2 uyarınca tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak TCK m.60 uyarınca faaliyet izninin iptali ve müsadere gibi güvenlik tedbirlerine hükmedilebilir; cezai sorumluluk ise gerçek kişilere yüklenir.

Yönetim kurulu üyesi otomatik olarak sorumlu olur mu?

Hayır. Salt yönetim kurulu üyesi veya ortak olmak, somut fiille bağlantısı kurulmaksızın cezai sorumluluk doğurmaz. Yargıtay içtihatlarında unvana dayalı otomatik sorumluluk kabul edilmemekte; fiil ile kişi arasındaki somut bağ aranmaktadır.

Yetki devri cezai sorumluluğu ortadan kaldırır mı?

TTK m.367 uyarınca iç yönergeye dayalı ve usulüne uygun bir yetki devri gerçekleşmişse, devredilen alandaki sorumluluk devralan kişiye geçer. Ancak devreden kişinin gözetim ve denetim yükümlülüğü tümüyle ortadan kalkmaz; bu husus somut olaya göre değerlendirilir.

Hangi belgeler savunma için toplanmalıdır?

Ticaret sicil kayıtları, imza sirküleri, iç yönerge, yönetim kurulu kararları, organizasyon şeması, iş tanımları, vekâletnameler ve yetki devri belgeleri toplanmalıdır. Bu belgeler, sorumluluğun hangi kişide olduğunu ortaya koyan temel dayanaklardır.

Şirket ile yönetici aynı avukatla temsil edilebilir mi?

Aralarında menfaat çatışması bulunması hâlinde mümkün değildir. Şirketin menfaati ile yöneticinin kişisel menfaati örtüşmeyebilir; bu nedenle ilk aşamada kimin temsil edildiği netleştirilmeli ve gerektiğinde ayrı vekiller görevlendirilmelidir.

İş kazasında hangi yönetici sorumlu tutulur?

İş güvenliği tedbirlerini almakla yükümlü olan işveren, işveren vekili, iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve alt işveren yetkilileri arasından, 6331 sayılı Kanun kapsamındaki yükümlülük dağılımına ve fiilî denetim zincirine göre kusuru bulunanlar sorumlu tutulur.

Şirket içi inceleme belgeleri ceza dosyasına girer mi?

Girebilir. İç soruşturma sırasında elde edilen belgeler ve alınan beyanlar sonradan ceza dosyasına yansıyabilir. Bu nedenle incelemenin kapsamı, yöntemi ve belgelendirme biçimi hukuki risk analizi yapılarak belirlenmelidir.

Ceza davasıyla birlikte hangi süreçler yürür?

İdari para cezaları ve iptal davaları, vergi incelemesi ve vergi davaları, SGK rücu davaları, iş hukuku davaları ile ihalelerden yasaklama kararları paralel olarak gündeme gelir. Bir süreçteki beyanın diğerine etkisi olacağından savunmaların tutarlı kurgulanması gerekir.

Geri Git