Makul Sürede Yargılanma Hakkı İhlali
Anayasa m.36 ve AİHS m.6/1, herkesin davasının makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkını güvence altına alır. Makul sürenin değerlendirilmesinde; davanın karmaşıklığı, başvurucunun tutumu, yetkili makamların gösterdiği özen ve başvurucu bakımından uyuşmazlığın taşıdığı önem birlikte gözetilir. İhlal tespiti hâlinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yoluyla tazminat talep edilebilir.
Adil yargılanma hakkının bileşenlerinden biri olan makul sürede yargılanma hakkı, gecikmiş adaletin adaletsizlik doğurduğu anlayışına dayanır. Anayasa m.36 “Herkes… meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmünü içerir. Anayasa m.141/4 ise “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” demektedir.
Ceza yargılamasında sürenin başlangıcı, kişiye suç isnadında bulunulduğunun resmen bildirildiği veya kişinin bu isnattan esaslı biçimde etkilendiği andır. Uygulamada bu an; şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılma, yakalama, gözaltına alma, arama veya el koyma işleminin uygulanması gibi tarihlerle belirlenir. Bitiş ise hükmün kesinleştiği tarihtir. Dolayısıyla soruşturma, ilk derece, istinaf ve temyiz aşamalarının tamamı süreye dâhildir.
Makul sürenin aşılıp aşılmadığı, sabit bir yıl sayısıyla değil dört ölçüt üzerinden değerlendirilir. Birincisi davanın karmaşıklığı: sanık ve mağdur sayısı, isnat edilen suçun niteliği, delil hacmi, bilirkişi incelemelerinin kapsamı ve uluslararası adli yardımlaşma gereksinimi. İkincisi başvurucunun tutumu: sanığın duruşmalara katılmaması, sürekli mazeret bildirmesi veya kaçması gibi gecikmeye kendi katkısı.
Üçüncü ölçüt yetkili makamların gösterdiği özendir. Duruşmaların uzun aralıklarla yapılması, aynı eksikliğin defalarca tekrar ettirilmesi, talimatla yapılan işlemlerin uzun süre sonuçlanmaması, bilirkişi raporlarının gecikmesi, dosyanın mahkemeler arasında görev ve yetki uyuşmazlığı nedeniyle gidip gelmesi ve hâkim değişikliklerinin yargılamayı yeniden başlatması bu kapsamda değerlendirilir. Dördüncü ölçüt ise uyuşmazlığın başvurucu bakımından taşıdığı önemdir; tutuklu yargılamalarda ve kişinin mesleki geleceğini doğrudan etkileyen dosyalarda özen yükümlülüğü daha yüksektir.
Bu iddianın yargılama sırasında ileri sürülmesi de mümkündür ve gereklidir. Her celsede, gecikmeye yol açan eksikliklerin giderilmesi talep edilmeli; duruşma aralarının kısaltılması, bilirkişiye süre verilmesi ve talimat dosyalarının takip edilmesi istenmelidir. Bu taleplerin tutanağa geçirilmesi, hem gecikmenin başvurucudan kaynaklanmadığını belgeler hem de sonraki başvurunun dayanağını oluşturur.
Esas hakkındaki savunmada da bu husus ileri sürülmelidir. Makul sürenin aşılması tek başına davanın düşmesi sonucunu doğurmaz; ancak TCK m.62 takdiri indirim kapsamında lehe bir unsur olarak değerlendirilmesi talep edilebilir. Ayrıca uzun süren yargılamanın sanığın sosyal ve mesleki yaşamında yarattığı tahribatın, cezanın bireyselleştirilmesinde gözetilmesi istenebilir.
Zamanaşımı ile makul süre farklı kurumlardır ve karıştırılmamalıdır. TCK m.66 uyarınca dava zamanaşımının dolması hâlinde davanın düşmesine karar verilir; bu kamu düzenine ilişkin olup mahkemece resen gözetilir. Makul sürenin aşılması ise davayı düşürmez, yalnızca ihlal tespiti ve tazminat sonucu doğurur. Bu nedenle uzun süren dosyalarda öncelikle zamanaşımı hesabının yapılması gerekir.
İhlalin giderilmesi bakımından asıl yol Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudur. Yargılama devam ederken de, makul sürenin aşıldığı iddiasıyla başvuru yapılabilir; AYM bu tür başvurularda ihlal tespiti yaparak manevi tazminata hükmedebilir. Başvuru, ihlalin öğrenildiği veya olağan kanun yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılmalıdır.
Başvuru hazırlığında kronolojik zaman çizelgesi oluşturulması belirleyicidir. İsnadın bildirildiği tarihten itibaren her celse tarihi, celseler arasındaki süre, o celsede yapılan işlem, verilen ara kararlar ve bunların ne zaman yerine getirildiği tablolaştırılmalıdır. Bu tablo, gecikmenin hangi aşamada ve hangi sebeple yaşandığını görünür kılar ve başvurunun en güçlü ekini oluşturur.
Netice itibariyle makul sürede yargılanma hakkı, sanık ve mağdur bakımından eşit biçimde geçerli bir güvencedir. Sürenin başlangıç ve bitiş anlarının doğru tespiti, dört ölçüt üzerinden değerlendirme yapılması, gecikmeye yönelik taleplerin yargılama sırasında tutanağa geçirilmesi ve zamanaşımı hesabının ayrıca yapılması gerekir. Bu hususların sistematik biçimde takibi, hem yargılamanın hızlanmasını hem de ihlal hâlinde tazminat hakkının korunmasını sağlar.
Makul Sürede Yargılanma Hakkı İhlali Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Makul süre kaç yıldır?
Sabit bir yıl sayısı yoktur. Makul sürenin aşılıp aşılmadığı; davanın karmaşıklığı, başvurucunun tutumu, yetkili makamların gösterdiği özen ve uyuşmazlığın başvurucu bakımından taşıdığı önem ölçütleri birlikte değerlendirilerek her dosya özelinde belirlenir.
Süre ne zaman işlemeye başlar?
Ceza yargılamasında süre, kişiye suç isnadında bulunulduğunun resmen bildirildiği veya kişinin bu isnattan esaslı biçimde etkilendiği anda başlar; şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılma, yakalama, arama veya el koyma tarihleri esas alınabilir. Süre hükmün kesinleşmesiyle sona erer.
Makul sürenin aşılması davayı düşürür mü?
Hayır. Makul sürenin aşılması davayı düşürmez; yalnızca ihlal tespiti ve tazminat sonucu doğurur. Davanın düşmesi ancak TCK m.66 uyarınca dava zamanaşımının dolması hâlinde söz konusu olur.
Bu iddia yargılama sırasında ileri sürülebilir mi?
Evet ve sürülmelidir. Her celsede gecikmeye yol açan eksikliklerin giderilmesi, duruşma aralarının kısaltılması ve talimat dosyalarının takibi talep edilmeli; bu talepler tutanağa geçirilmelidir. Böylece gecikmenin başvurucudan kaynaklanmadığı belgelenir.
Uzun yargılama ceza indirimi sağlar mı?
Doğrudan bir indirim sebebi değildir; ancak TCK m.62 kapsamında takdiri indirim değerlendirilirken lehe bir unsur olarak ileri sürülebilir. Uzun yargılamanın sanığın sosyal ve mesleki yaşamında yarattığı tahribatın gözetilmesi talep edilebilir.
Anayasa Mahkemesine ne zaman başvurulur?
Yargılama devam ederken de makul sürenin aşıldığı iddiasıyla bireysel başvuru yapılabilir. Başvuru, ihlalin öğrenildiği veya olağan kanun yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılmalıdır.
AYM ihlal tespit ederse ne olur?
AYM, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini tespit ederek manevi tazminata hükmedebilir. Ayrıca kararın bir örneği, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için ilgili mahkemeye gönderilebilir.
Başvuruya hangi belgeler eklenmelidir?
İsnadın bildirildiği tarihten itibaren her celse tarihi, celseler arasındaki süreler, yapılan işlemler, verilen ara kararlar ve bunların ne zaman yerine getirildiğini gösteren kronolojik bir zaman çizelgesi hazırlanmalıdır. Bu tablo başvurunun en güçlü ekidir.