İşkence ve Eziyet Suçları

İşkence ve eziyet suçları, TCK m.94 ilâ m.96 arasında düzenlenmiş olup insan onurunu doğrudan hedef alan fiilleri yaptırıma bağlar. İşkence suçunun faili yalnızca kamu görevlisi olabilirken, eziyet suçu herkes tarafından işlenebilir. Anayasa’nın 17. maddesi ve AİHS’in 3. maddesi uyarınca işkence yasağı mutlaktır; hiçbir hâl ve şart altında istisnası bulunmaz. İşkence suçunda zamanaşımı işlemez; bu suçlar re’sen soruşturulur ve uzlaştırma kapsamına girmez.

İşkence yasağı, hukuk düzeninin en katı ve en istisnasız yasaklarından biridir. Anayasa’nın 17/3. maddesi “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz” hükmünü içerir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi de aynı yasağı, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden diğer olağanüstü hâllerde dahi askıya alınamayacak mutlak hak olarak düzenlemiştir. Bu sebeple terörle mücadele, kamu güvenliği veya soruşturmanın selameti gibi hiçbir gerekçe işkenceyi meşrulaştıramaz.

İşkence Suçu (TCK m.94), bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama ya da irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışların gerçekleştirilmesidir. Suçun faili yalnızca kamu görevlisi olabilir; bu yönüyle özgü (mahsus) bir suçtur. Temel cezası üç yıldan on iki yıla kadar hapistir. Suçun çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı veyahut avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi nedeniyle işlenmesi hâlinde ceza sekiz yıldan on beş yıla kadar hapse yükselir.

Suçun en önemli unsurlarından biri süreklilik ve sistematikliktir. Yargıtay içtihatlarında, işkence suçunun oluşabilmesi için fiilin belirli bir süreç içinde tekrarlanan, sistematik biçimde uygulanan ve mağdur üzerinde derin bir etki bırakan nitelikte olması aranmaktadır. Tek seferlik ve ani gelişen bir darp fiili kural olarak kasten yaralama ya da zor kullanma yetkisinin aşılması suçunu oluştururken; belirli bir amaca yönelik olarak tekrarlanan ve mağduru aşağılayan muameleler işkence suçu kapsamında değerlendirilir.

Bu suçun cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi hâlinde TCK m.94/3 uyarınca ceza on yıldan on beş yıla kadar hapis olarak belirlenmiştir. Ayrıca fiil neticesinde ölüm meydana gelmişse TCK m.95/4 uyarınca faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. Duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması, konuşmada sürekli zorluk, yüzde sabit iz, yaşamı tehlikeye sokan durum gibi ağır neticelerin doğması hâlinde de TCK m.95’teki artırım oranları uygulanır.

Maddenin dördüncü fıkrası ayrı bir önem taşır: Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Beşinci fıkra ise suçun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde dahi cezada indirim yapılmayacağını hükme bağlamıştır. Bu düzenleme; işkenceye göz yuman, engellemeyen veya bildirmeyen amirlerin sorumluluğunu doğrudan tesis etmesi bakımından belirleyicidir. Nitekim TCK m.279 ve m.280 hükümleri, kamu görevlilerinin ve sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirme yükümlülüğünü ayrıca yaptırıma bağlamaktadır.

Eziyet Suçu (TCK m.96), bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişiyi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırır. İşkenceden farklı olarak failin kamu görevlisi olması aranmaz; suç herkes tarafından işlenebilir. Suçun çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı veyahut üstsoy veya altsoya, babalık ya da analığa veya eşe karşı işlenmesi hâlinde ceza üç yıldan sekiz yıla kadar hapse yükselir. Uygulamada aile içi sistematik şiddet, bakıma muhtaç yaşlılara yönelik sürekli kötü muamele ve çocuklara yönelik süreğen kötü davranışlar bu madde kapsamında değerlendirilmektedir.

İşkence suçunun en ayırt edici özelliklerinden biri zamanaşımına tabi olmamasıdır. TCK m.94/6, bu suç bakımından zamanaşımı işlemeyeceğini açıkça düzenlemiştir. Bu düzenleme, fiilin ağırlığı ve devletin etkili soruşturma yükümlülüğünün sürekliliği ile doğrudan bağlantılıdır. Nitekim AİHM, işkence iddialarına ilişkin soruşturmaların zamanaşımı veya af yoluyla sonuçsuz bırakılmasını Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlali olarak değerlendirmektedir.

Şu soru sıklıkla gündeme gelmektedir: İşkence iddiasında bulunan kişi ispat yükünü nasıl karşılar? AİHM içtihadına göre, gözaltına sağlıklı olarak alınan bir kişinin serbest bırakıldığında vücudunda yara ve bere bulunması hâlinde ispat yükü yer değiştirir; bu yaralanmaların nasıl meydana geldiğini makul biçimde açıklama yükümlülüğü devlete geçer. Bu nedenle gözaltına giriş ve çıkış raporlarının eksiksiz düzenlenmesi, muayenenin kolluk görevlisinin duyamayacağı ve göremeyeceği ortamda yapılması, mağdurun beyanlarının tutanağa geçirilmesi hayati önem taşır.

İşkence ve eziyet iddialarında delil toplama süreci kendine özgü hassasiyetler barındırır. Adli muayene raporları, Adli Tıp Kurumu ve İstanbul Protokolü çerçevesinde hazırlanan psikiyatrik değerlendirme raporları, gözaltı kayıt defterleri, nezarethane ve koridor kamera görüntüleri, ifade tutanaklarındaki saat ve imza tutarsızlıkları, tanık beyanları ile aynı ortamda bulunan kişilerin ifadeleri belirleyici olur. Kamera görüntülerinin kayıt süresi sınırlı olduğundan, bu görüntülerin ivedilikle muhafaza altına alınması talebinin savcılığa derhâl iletilmesi gerekir.

Bu suçlarda soruşturma izni rejimi de özel bir düzenlemeye tabidir. 4483 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca TCK m.94 ve m.95 kapsamındaki işkence suçları ile m.256’daki zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçu soruşturma izni şartından muaf tutulmuştur. Yani bu suçlar bakımından Cumhuriyet savcısı, idari makamdan izin almaksızın doğrudan soruşturma başlatabilir. Bu istisna, işkence iddialarının idari süzgeçlerde kaybolmasını önlemeyi amaçlar.

İç hukuk yollarının tüketilmesi hâlinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru ve ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yolu açıktır. AYM, işkence ve kötü muamele yasağı kapsamındaki başvurularda hem maddi boyutu (fiilin gerçekleşip gerçekleşmediği) hem de usul boyutunu (etkili soruşturma yürütülüp yürütülmediği) ayrı ayrı incelemektedir. Etkili soruşturma; bağımsızlık, ivedilik, özen, mağdurun sürece katılımı ve kamuoyu denetimine açıklık ölçütlerini karşılamalıdır.

Netice itibariyle işkence ve eziyet suçları, hem mağdur hem de isnat altında bulunan kamu görevlisi bakımından son derece teknik bir alandır. Mağdur açısından iddianın ilk andan itibaren usulüne uygun biçimde belgelendirilmesi ve delillerin kaybolmadan muhafaza altına alınması; isnat altındaki kişi bakımından ise fiilin işkence mi, eziyet mi, kasten yaralama mı yoksa hukuka uygun zor kullanma mı olduğunun doğru nitelendirilmesi belirleyicidir. Her iki hâlde de sürecin uzman bir ceza hukukçusu tarafından yürütülmesi gerekmektedir.

İşkence ve Eziyet Suçları Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

İşkence suçu ile eziyet suçu arasındaki fark nedir?

Temel fark failin sıfatındadır. İşkence suçunun faili yalnızca kamu görevlisi olabilir (TCK m.94) ve suç genellikle gözaltı, nezarethane veya ceza infaz kurumu gibi kamusal denetim ortamlarında işlenir. Eziyet suçu (TCK m.96) ise herkes tarafından işlenebilir; aile içi sistematik şiddet ve bakıma muhtaç kişilere yönelik süreğen kötü muamele bu kapsamdadır.

İşkence suçunda zamanaşımı var mıdır?

Hayır. TCK m.94/6 uyarınca işkence suçu bakımından zamanaşımı işlemez. Bu düzenleme, fiilin insan onuruna yönelik ağırlığı ve devletin etkili soruşturma yükümlülüğünün süreklilik arz etmesi nedeniyle öngörülmüştür.

Tek seferlik darp işkence sayılır mı?

Kural olarak hayır. İşkence suçunun oluşması için fiilin belirli bir süreç içinde tekrarlanan, sistematik nitelikte ve mağdur üzerinde derin etki bırakan davranışlardan oluşması aranır. Tek seferlik ve ani gelişen darp fiili, duruma göre kasten yaralama veya zor kullanma yetkisinin aşılması suçunu oluşturur.

İşkence iddiasında ispat yükü kime aittir?

AİHM içtihadına göre gözaltına sağlıklı olarak alınan kişinin serbest bırakıldığında vücudunda yaralanma bulunması hâlinde ispat yükü yer değiştirir ve bu yaralanmaların kaynağını makul biçimde açıklama yükümlülüğü devlete geçer. Bu nedenle gözaltı giriş-çıkış raporlarının eksiksiz düzenlenmesi belirleyicidir.

İşkence suçunda soruşturma izni gerekir mi?

Hayır. 4483 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca TCK m.94 ve m.95 kapsamındaki işkence suçları ile m.256’daki zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçu soruşturma izni şartından muaftır. Cumhuriyet savcısı idari makamdan izin almaksızın doğrudan soruşturma başlatabilir.

İşkence sonucu ölüm meydana gelirse ceza ne olur?

İşkence fiili neticesinde ölüm meydana gelmişse TCK m.95/4 uyarınca faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. Duyu veya organ kaybı, yüzde sabit iz, yaşamsal tehlike gibi ağır neticelerde ise TCK m.95’teki artırım oranları uygulanır.

İşkence suçunda uzlaştırma veya HAGB uygulanabilir mi?

Hayır. İşkence ve eziyet suçları şikâyete tabi olmayan, re’sen soruşturulan suçlardır ve uzlaştırma kapsamında değildir. Öngörülen ceza miktarları itibarıyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumundan yararlanma imkânı bulunmamaktadır.

İç hukuk yolları tükendikten sonra ne yapılabilir?

İç hukuk yolları tüketildikten sonra otuz gün içinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılabilir. AYM başvurusundan da sonuç alınamaması hâlinde, kararın tebliğinden itibaren dört ay içinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurulabilir. Her iki merci de işkence yasağını hem maddi hem usul boyutuyla inceler.

Geri Git