İcra ve İflas Kanunu’ndaki Suçlar

İcra ve İflas Kanunu’ndaki suçlar, 2004 sayılı Kanun’un 331 ilâ 354. maddeleri arasında düzenlenmiş olup alacaklıların haklarını ve icra-iflas düzeninin işleyişini koruma altına alır. Alacaklıyı zarara sokmak kastıyla mevcudu eksiltme, mal beyanında bulunmama, gerçeğe aykırı beyanda bulunma, taahhüdü ihlal, nafaka borcunun ödenmemesi ve muhafaza görevini kötüye kullanma bu kapsamdadır. Bu suçlar İcra Ceza Mahkemesinde görülür; çoğu şikâyete tabi olup kısa hak düşürücü sürelere bağlanmıştır.

İcra ve İflas Kanunu’ndaki suçlar, genel ceza hukukundan önemli ölçüde ayrılan kendine özgü bir rejime tabidir. Bu suçlar, Türk Ceza Kanunu’nda değil 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenmiş; yargılamaları da genel ceza mahkemelerinde değil İcra Ceza Mahkemesinde yapılmaktadır. Yaptırımların bir kısmı hapis ve adli para cezası iken, önemli bir kısmı tazyik hapsi ve disiplin hapsi niteliğindedir. Bu ayrım, infaz rejimi ve adli sicile kayıt bakımından belirleyici sonuçlar doğurur.

Alacaklısını Zarara Sokmak Kastıyla Mevcudu Eksiltmek (İİK m.331), haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlunun; alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkararak, telef ederek veya kıymetten düşürerek hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirerek veya asıl olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksiltmesini altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezasına bağlar. Bu suç, uygulamada mal kaçırma olarak bilinen fiillerin temel cezai karşılığıdır.

Bu suçun tespitinde muvazaalı devir işlemlerinin ortaya konulması belirleyicidir. Tapu ve trafik kayıtlarındaki devir tarihleri, devir bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği, devralan kişinin ödeme gücü, taraflar arasındaki akrabalık veya ortaklık ilişkisi, devir bedelinin rayiç değerin çok altında olması ve devirlerin takip tarihiyle olan zamansal yakınlığı birlikte değerlendirilir. Ceza yargılamasına paralel olarak, İİK m.277 ve devamı uyarınca tasarrufun iptali davası açılması da mümkündür; bu iki sürecin birlikte yürütülmesi alacağın tahsili bakımından çoğu zaman daha etkili sonuç verir.

Mal Beyanında Bulunmama (İİK m.337), kanuni süre içinde ve usulüne uygun biçimde mal beyanında bulunmayan borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine on gün tazyik hapsi ile cezalandırılmasını öngörür. Borçlu, beyanda bulunduğu anda hapis kararı kaldırılır. Mal beyanı, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde yapılmalıdır. Gerçeğe Aykırı Beyanda Bulunma (İİK m.338) ise, hakikate muhalif beyanda bulunan kişiyi üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırır; bu suç tazyik hapsi değil gerçek anlamda bir hapis cezası öngördüğünden sonuçları çok daha ağırdır.

Borçlunun Ödeme Şartını İhlali (Taahhüdü İhlal - İİK m.340), uygulamada en sık karşılaşılan icra suçudur. İcra dairesinde veya icra mahkemesinde alacaklıya karşı taahhütte bulunan borçlunun, geçerli bir sebep olmaksızın bu taahhüdünü yerine getirmemesi hâlinde, alacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Borç tamamen ödendiğinde hapis kararı kaldırılır. Taahhüdün geçerli olabilmesi için; borç miktarının faiz, masraf ve vekâlet ücreti dâhil olmak üzere ayrı ayrı ve net biçimde belirtilmiş olması, ödeme tarihlerinin açıkça gösterilmesi ve alacaklının veya vekilinin taahhüdü kabul etmiş olması zorunludur. Bu unsurlardan birinin eksikliği, taahhüdü geçersiz kılarak beraat sonucunu doğurur; bu husus savunmanın en güçlü dayanağıdır.

Nafaka Borcunun Ödenmemesi (İİK m.344), nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasını öngörür. Nafaka borcunun ödenmesi hâlinde hapis kararı kaldırılır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, yalnızca şikâyet tarihinden önceki üç aylık nafaka alacağının bu kapsamda değerlendirilmesidir; daha eski dönemlere ilişkin birikmiş nafaka alacakları için tazyik hapsi istenemez, bunlar genel haciz yoluyla takip edilir. Ayrıca nafakanın kaldırılması veya azaltılması davası açılmış olması, tek başına ödememeyi haklı kılmaz; mahkemece tedbir kararı verilmedikçe ödeme yükümlülüğü devam eder.

Muhafaza Görevini Kötüye Kullanma, haczedilen malın yediemin olarak kendisine bırakıldığı kişinin bu malı satması, tüketmesi, gizlemesi veya icra dairesine teslim etmemesi hâlinde gündeme gelir. Bu fiil, TCK m.289 uyarınca üç aydan iki yıla kadar hapis cezasını gerektirir; kişinin bu malın sahibi olması hâlinde ceza yarı oranında indirilir. Uygulamada, borçlunun kendi malının yediemini olarak tayin edildiği hâllerde sıkça karşılaşılan bu suçta, malın gerçekten elden çıkarılıp çıkarılmadığı ve kastın varlığı ayrıntılı biçimde tartışılmalıdır.

Bu suçlarda usul kuralları son derece katıdır ve çoğu zaman esasa ilişkin tartışmadan önce sonucu belirler. Şikâyet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır (İİK m.347). Bu süreler hak düşürücü nitelikte olup re’sen gözetilir. Ayrıca İİK m.354 uyarınca, kovuşturma aşamasında borcun tamamen ödenmesi veya şikâyetten vazgeçilmesi hâlinde dava ve ceza düşer. Bu düzenleme, bu suçların cezalandırmadan ziyade alacağın tahsilini sağlamaya yönelik bir baskı aracı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Tazyik hapsinin hukuki niteliği de ayrıca değerlendirilmelidir. Tazyik hapsi, bir cezalandırma değil; borçluyu yükümlülüğünü yerine getirmeye zorlamaya yönelik bir zorlama tedbiridir. Bu nedenle tazyik hapsi adli sicile işlenmez, tekerrüre esas alınmaz, seçenek yaptırımlara çevrilemez, ertelenemez ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu edilemez. Borç ödendiğinde veya yükümlülük yerine getirildiğinde hapis kararı derhâl kaldırılır. Bu özellikler, savunma stratejisinin belirlenmesinde doğrudan etkilidir.

İflasa ilişkin suçlar da bu kapsamda değerlendirilmelidir. TCK m.161’de düzenlenen hileli iflas, malvarlığını iflas masasından kaçırmak amacıyla varlıkları gizleyen, muvazaalı işlemlerle azaltan veya ticari defterleri kaybeden tacirleri üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırır; bu suçun oluşumu için tacirin iflasa karar verilmiş olması objektif cezalandırılabilme şartıdır. TCK m.162’deki taksirli iflas ise, tacirin kişisel harcamalarda aşırı gitmesi, kredi alma konusunda basiretsiz davranması veya ticari defterlerini usulüne uygun tutmaması nedeniyle malvarlığını eksiltmesi hâlinde uygulanır.

Netice itibariyle İcra ve İflas Kanunu’ndaki suçlar, kısa hak düşürücü süreler, şekil şartlarına sıkı bağlılık ve ödeme hâlinde düşme imkânı ile karakterize edilen kendine özgü bir alandır. Alacaklı bakımından şikâyet sürelerinin kaçırılmaması ve taahhüdün usulüne uygun alınması; borçlu bakımından ise taahhüdün geçerlilik şartlarının denetlenmesi, sürelerin geçip geçmediğinin incelenmesi ve ödeme ile düşme imkânının doğru zamanlamayla kullanılması belirleyicidir. Bu teknik değerlendirmelerin icra hukukuna hâkim bir avukat tarafından yapılması, her iki taraf için de hak kayıplarının önlenmesi bakımından zaruridir.

İcra ve İflas Kanunu’ndaki Suçlar Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Taahhüdü ihlal suçunun cezası nedir?

İcra dairesinde veya icra mahkemesinde alacaklıya karşı taahhütte bulunup geçerli bir sebep olmaksızın bu taahhüdü yerine getirmeyen borçlu, alacaklının şikâyeti üzerine İİK m.340 uyarınca üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılır. Borç tamamen ödendiğinde hapis kararı kaldırılır.

Taahhüt hangi hâllerde geçersiz sayılır?

Taahhüdün geçerli olması için borç miktarının faiz, masraf ve vekâlet ücreti dâhil ayrı ayrı ve net biçimde belirtilmesi, ödeme tarihlerinin açıkça gösterilmesi ve alacaklının veya vekilinin taahhüdü kabul etmiş olması zorunludur. Bu unsurlardan birinin eksikliği taahhüdü geçersiz kılar ve beraat sonucunu doğurur.

Nafaka ödememenin yaptırımı nedir?

Nafakaya ilişkin kararın gereğini yerine getirmeyen borçlu, alacaklının şikâyeti üzerine İİK m.344 uyarınca üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılır. Ancak yalnızca şikâyet tarihinden önceki üç aylık nafaka alacağı bu kapsamdadır; daha eski birikmiş alacaklar genel haciz yoluyla takip edilir.

Tazyik hapsi adli sicile işler mi?

Hayır. Tazyik hapsi bir ceza değil, borçluyu yükümlülüğünü yerine getirmeye zorlayan bir tedbirdir. Bu nedenle adli sicile işlenmez, tekerrüre esas alınmaz, seçenek yaptırımlara çevrilemez, ertelenemez ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu edilemez.

İcra suçlarında şikayet süresi ne kadardır?

İİK m.347 uyarınca şikâyet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır. Bu süreler hak düşürücü nitelikte olup mahkemece re’sen gözetilir.

Borcu ödersem dava düşer mi?

Evet. İİK m.354 uyarınca kovuşturma aşamasında borcun tamamen ödenmesi veya alacaklının şikâyetten vazgeçmesi hâlinde dava ve ceza düşer. Bu düzenleme, icra suçlarının cezalandırmadan ziyade alacağın tahsilini sağlamaya yönelik olduğunu göstermektedir.

Mal kaçırmanın cezası nedir?

Haciz talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mallarını mülkünden çıkaran, gizleyen veya muvazaa yoluyla başkasına devreden borçlu, İİK m.331 uyarınca altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır.

Yediemin olarak bana bırakılan malı satarsam ne olur?

Haczedilen malı yediemin sıfatıyla muhafaza etmekle yükümlü olan kişinin bu malı satması, tüketmesi, gizlemesi veya icra dairesine teslim etmemesi TCK m.289 uyarınca üç aydan iki yıla kadar hapis cezasını gerektirir. Kişinin bu malın sahibi olması hâlinde ceza yarı oranında indirilir.

Geri Git