Asliye Ceza Mahkemelerinde Sanık Müdafiliği ve Müşteki Vekilliği

Asliye Ceza Mahkemeleri, kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller dışında, iki yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından genel görevli ilk derece ceza mahkemesidir. Bu mahkemelerde yürütülen yargılamalarda sanık adına müdafilik, suçtan zarar gören adına ise katılan vekilliği üstlenilerek; iddianamenin hukuki denetimi, delillerin sunulması ve tartışılması, tanık sorgusu, esas hakkında savunma ve hüküm sonrası kanun yolları süreci bütüncül biçimde yürütülür.

Ceza muhakemesinde kovuşturma evresi, iddianamenin kabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar süren aşamadır. Bu evrede yargılamanın merkezinde duruşma yer alır ve CMK m.182 ve devamı uyarınca sözlülük, doğrudan doğruyalık ve aleniyet ilkeleri hâkimdir. Asliye Ceza Mahkemesi, 5235 sayılı Kanun m.11 uyarınca, kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Ağır Ceza Mahkemesinin görevi dışında kalan tüm dava ve işlere bakmakla görevlidir.

Sanık bakımından müdafilik, yalnızca duruşmada hazır bulunmaktan ibaret değildir. İddianamenin CMK m.170’te öngörülen unsurları taşıyıp taşımadığı, yüklenen suçun unsurlarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği, delillerin hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediği ve suç vasfının doğru belirlenip belirlenmediği daha ilk celseden itibaren tartışmaya açılmalıdır. Nitekim iddianamede yer verilmeyen bir olgunun sonradan hükme esas alınması, CMK m.225’te düzenlenen iddianame ile bağlılık kuralına aykırılık teşkil eder.

Suçtan zarar gören bakımından ise katılan vekilliği belirleyici bir işlev görür. CMK m.237 uyarınca mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece yargılamasının hüküm verilinceye kadarki evresinde kamu davasına katılabilir. Katılan sıfatının kazanılması yalnızca duruşmada söz alma hakkı sağlamaz; aynı zamanda hüküm aleyhine istinaf ve temyiz yoluna başvurma yetkisini de doğurur. Katılma talebinde bulunulmaması hâlinde, mağdur hükmü denetletme imkânını tümüyle yitirebilir.

Duruşma hazırlığı aşamasında dosyanın bütün hâlinde tetkik edilmesi zorunludur. Soruşturma evrakının kronolojik biçimde tasnif edilmesi, ifadeler arasındaki çelişkilerin tablolaştırılması, adli tıp ve bilirkişi raporlarındaki teknik tespitlerin hukuki sonuçlarının çıkarılması, tanık listesinin ve her tanığa yöneltilecek soruların önceden hazırlanması gerekir. CMK m.201 uyarınca müdafi ve vekil, duruşmada doğrudan soru yöneltme (doğrudan soru sorma) hakkına sahiptir; bu hakkın planlı biçimde kullanılması dosyanın seyrini değiştirebilir.

Delil tartışması bu mahkemelerdeki en kritik eksendir. Anayasa m.38/6 ve CMK m.217/2 uyarınca, hukuka aykırı olarak elde edilen deliller hükme esas alınamaz. Arama kararının bulunmaması veya kapsamının aşılması, el koyma işleminin hâkim onayına sunulmaması, iletişimin denetlenmesi kararının katalog suç şartını taşımaması, teşhis işleminin usulüne aykırı yapılması gibi hususlar süresinde ve gerekçeli biçimde ileri sürülmelidir.

Yargılamanın esasına ilişkin savunma, yalnızca beraat talebinden ibaret olmamalıdır. Beraat koşulları oluşmasa dahi; suç vasfının daha hafif bir suça dönüştürülmesi, haksız tahrik (TCK m.29), meşru müdafaa ve sınırın aşılması, yaş küçüklüğü, cezada indirim gerektiren şahsi sebepler ve takdiri indirim (TCK m.62) talepleri kademeli biçimde ileri sürülmelidir. Bu kademeli savunma yapısı, olası bir mahkûmiyet hâlinde cezanın en alt sınırdan belirlenmesini sağlar.

Hüküm aşamasına yaklaşıldığında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (CMK m.231), cezanın ertelenmesi (TCK m.51) ve kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar (TCK m.50) ayrı ayrı talep edilmelidir. Bu kurumlara ilişkin koşulların oluştuğu hâlde talebin değerlendirilmemesi veya gerekçesiz reddedilmesi, istinaf aşamasında bozma sebebi teşkil eder. HAGB bakımından sanığın kabulü aranan hâllerde bu iradenin duruşmada açıkça beyan edilmesi gerekir.

Katılan vekili bakımından ise strateji farklıdır. Sanık lehine indirim sebeplerinin koşullarının oluşmadığının ortaya konulması, nitelikli hâllerin uygulanması talebi, zincirleme suç hükümlerinin işletilmesi, mağdurun uğradığı zararın boyutunun dosyaya yansıtılması ve uzlaştırma ya da HAGB taleplerine karşı gerekçeli itiraz sunulması gerekir. Ayrıca ceza yargılamasına paralel olarak maddi ve manevi tazminat talepleri, hukuk mahkemelerinde ayrıca ileri sürülebilir.

Duruşmaya katılım ve usul haklarının korunması da müdafinin sorumluluğundadır. Sanığın sorgusunun CMK m.147’deki güvencelere uygun yapılması, susma hakkının hatırlatılması, tutanakların içeriğinin denetlenmesi, eksik veya yanlış tutanak tanzimi hâlinde derhâl beyanda bulunulması gerekir. Tutanağa geçirilmeyen bir itiraz, kanun yolu aşamasında ileri sürülemez hâle gelebileceğinden, her itirazın duruşma tutanağına geçirilmesi hayati önemdedir.

Yargılamanın uzaması hâlinde makul sürede yargılanma hakkı gündeme gelir. Anayasa m.36 ve AİHS m.6 kapsamında, dosyanın karmaşıklığı, tarafların tutumu ve yargı makamlarının özeni birlikte değerlendirilerek ihlal iddiası ileri sürülebilir. Bu iddia, hem esas hakkındaki savunmada hem de Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda dayanak teşkil eder.

Netice itibariyle Asliye Ceza Mahkemelerindeki yargılamalar, ceza miktarları itibarıyla Ağır Ceza yargılamalarına göre daha hafif görünse de; adli sicile işleyen bir mahkûmiyetin memuriyet, ruhsat, ihale ve seyahat gibi alanlarda doğuracağı sonuçlar kalıcıdır. Bu nedenle ister sanık ister müşteki sıfatıyla olsun, sürecin ilk celseden itibaren planlı ve teknik bir savunma stratejisiyle yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

Asliye Ceza Mahkemelerinde Sanık Müdafiliği ve Müşteki Vekilliği Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Asliye Ceza Mahkemesi hangi suçlara bakar?

5235 sayılı Kanun m.11 uyarınca Asliye Ceza Mahkemesi, kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Ağır Ceza Mahkemesinin görevi dışında kalan tüm dava ve işlere bakar. Ağır Ceza Mahkemesi ise on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar ile kanunda özel olarak sayılan suçlarda görevlidir.

Duruşmaya katılmak zorunlu mudur?

Kural olarak sanığın duruşmada hazır bulunması gerekir (CMK m.193). Ancak sorgusu yapılmış olan sanık, mahkemece zorunlu sayılmadıkça duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutulabilir. Müdafi bulunması hâlinde bazı celselerde sanığın yokluğunda da duruşma yapılabilir.

Kamu davasına katılma talebi ne zaman yapılmalıdır?

CMK m.237 uyarınca katılma talebi, ilk derece yargılamasının hüküm verilinceye kadarki evresinde yapılabilir. Talep dilekçeyle veya duruşmada sözlü beyanla ileri sürülebilir. Katılma kararı verilmemesi hâlinde mağdur, hüküm aleyhine istinaf ve temyiz yoluna başvurma hakkını kaybedebilir.

Müdafi duruşmada tanığa doğrudan soru sorabilir mi?

Evet. CMK m.201 uyarınca Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı aracılığıyla soru yöneltebilir.

Hukuka aykırı delil nasıl dışlanır?

Anayasa m.38/6 ve CMK m.217/2 uyarınca hukuka aykırı elde edilen deliller hükme esas alınamaz. Arama kararının bulunmaması, el koymanın hâkim onayına sunulmaması veya iletişimin denetlenmesi kararının şartlarını taşımaması gibi aykırılıklar, süresinde ve gerekçeli biçimde mahkemeye sunulmalıdır.

İddianamede olmayan bir olgudan ceza verilebilir mi?

Hayır. CMK m.225 uyarınca hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilir. Ancak mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir; suç vasfının değişmesi hâlinde CMK m.226 uyarınca ek savunma hakkı verilmesi zorunludur.

HAGB talebi nasıl ileri sürülür?

HAGB (CMK m.231), hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az hapis ya da adli para cezası olması, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması ve zararın giderilmesi koşullarına bağlıdır. Talep duruşmada açıkça ileri sürülmeli, sanığın kabul iradesi tutanağa geçirilmelidir.

Duruşma tutanağına itiraz edilebilir mi?

Evet. Tutanağın eksik veya gerçeğe aykırı düzenlendiği düşünülüyorsa derhâl beyanda bulunulmalı ve bu beyanın tutanağa geçirilmesi istenmelidir. Tutanağa geçirilmeyen bir itiraz, istinaf veya temyiz aşamasında ileri sürülemez hâle gelebilir.

Geri Git