• Bir şahsın eleştirisini konu edinen basın yoluyla yayınlanan yazılarda, kişilik haklarına tecavüz edilebilir. Genel olarak, eleştiride bulunmak, izin verilen ve hatta gerekli olan bir faaliyet olduğundan hukuka aykırı olması söz konusu değildir.

    Sınırlarını aşmış bir eleştiride dahi hukuka uygunluk sebepleri mevcut olabilir. Önemli olan, yapılan eleştirinin gereksiz yere kişilik haklarını ihlal etmemesidir. Yani, eleştiri esas itibariyle haklı veya meşru bir menfaat temelinde yapılmalıdır. Eleştiri, nesnellik içinde bir sonuca varmalıdır. Yalnızca hakaret edilmesi eleştiri addolunamaz.

    Hukuk doktrininde, yayın yoluyla hakaretlerin unsurlarına dair muhtelif görüşler bulunmaktaysa da, Yargıtay dört temel unsurun mevcudiyetini saptamıştır. Şöyle ki;
    “Bu bağlamda, gerek devamlılık kazanan yargısal kararlarda ve gerekse doktrinde ifade edilen görüşlerden hareketle, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen ilkelere göre; yayın yoluyla yapılan eylemin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup olmadığının saptanmasında, ‘gerçeğe uygunluk’, ‘kamusal ilgi ve toplumsal yarar’, ‘güncellik’ ve ‘şekle uygunluk’ unsurlarının bulunup bulunmadığının araştırılması zorunludur.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2012/4-1162 E. 2013/631 K. sayılı 8.5.2013 tarihli ilamı.)

    Oldukça yakın tarihli olan işbu içtihat ile çizilmiş olan sınırlar uygulamada nasıl ele alınacaktır? Basın özgürlüğünün tabi olacağı sınırlar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2002/4-402 E. 2002/412 K. sayılı 15.5.2002 tarihli ilamında şu şekilde değerlendirilmiştir:

    “Basının, kamu görevi yaparken gözönünde tutulan amaç ile Kişilik haklarına verilen zarar arasında açık bir oransızlık varsa, objektiflikten ayrılıp, haber sınırını aşarak, genişletici ve yanlış yorumlarda bulunarak, gerçek dışı haber verilir, yersiz şekilde onur kırıcı sözler kullanılır, dürüstlük kuralına aykırı davranılır ve kişisel nedenlerle salt sansasyon yaratmak için yayın yapılırsa bu hukuka aykırı olur.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun   2002/4-402 E. 2002/412 K. sayılı 15.5.2002 tarihli ilamı.)
    İşbu içtihatta, gazetecinin görevinin yayınladığı olayın doğruluğunu ve gerçekliğini araştırması olduğu belirtilerek,  gazetecinin bir olayı doğru kabul edebilmesi için arayacağı desteklerin objektif yönden güven verici ve inandırıcı olmasının ölçüsü belirlenirken yayıncılığın özel cürümünün gözetilmesi gerektiği, yayınlanacak haber üçüncü kişilere ağır bir zarar verebilecekse, doğruluğun denetlenmesi görevinin, daha katı ölçütlere bağlanması gerektiği de belirtilmiştir.

    Yargıtay Ceza Genel Kurulu da, konuyu cezai boyutuyla ele alırken, Hukuk Genel Kurulunun vurguladığı ilkeleri vurgulamaktadır. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun  2009/9-190 E. 2009/253 K. sayılı 3.11.2009 t. ilamı ile eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmaması gerektiği belirtilmek suretiyle, basın özgürlüğünün de sınırları çizilmiştir:

    “Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan, diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. Bu kapsamda, basın yoluyla işlenen suçlarda hukuka uygunluk nedeni oluşturan haber verme ve eleştiri hakkı üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır. Temelini Anayasa'nın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması gerekir. Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir haktır. Toplumun ilerlemesi ve yararı için zorunludur. İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenilmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bu demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır, eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz, eleştiri övgü olmadığına göre, sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı, yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birisinin olmaması halinde, haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır.” (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun  2009/9-190 E. 2009/253 K. sayılı 3.11.2009 t. ilamı.)

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulu’nun ilgili içtihatlarında ortak nokta, yayın yoluyla yapılan fiilin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup olmadığının saptanmasında belirlenen dört unsur olan ‘gerçeğe uygunluk’, ‘kamusal ilgi ve toplumsal yarar’, ‘güncellik’ ve ‘şekle uygunluk’ kriterlerinin mevcut olup olmadığının tetkik edilmesi zaruretidir. Bir şahsın kişilik haklarını ihlal eden bir haberde, bu unsurların mevcut olmaması halinde, hem cezai sorumluluk, hem de tazminat sorumluluğu doğacaktır.
  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun tanımladığı vergi suçları, vergi usulsüzlüğü, vergi ziyaı, vergi kaçakçılığı, defter ibraz etmeme ve naylon fatura satma ve kullanma suçlarıdır. Bu suçlar, vergi suçu raporu temelinde ihbar üzerine mahallin savcılığınca soruşturulmakta ve iddianame tanzimi akabinde kovuşturma safhasına geçilmektedir.

  • Vergi suçlarında amaç, yasal düzenlemelere uymayan mükelleflerin cezalandırılmasıyla, ticari hayatın denetim altında tutulması ve devletin vergi kaybının önüne geçilmesidir. Devletin en temel kazancı vergi alacağı olduğundan dolayı, Devlet kendi gelirlerini cezai yaptırımlar ile korunmaktadır.

  • Naylon fatura tabiri, giriş faturası olmayan bir mal veya hizmet için düzenlenen sahte fatura anlamına gelmektedir. Naylon fatura satılması ve kullanılması, Katma Değer Vergisi uygulaması ile başlamış olup, ihracat işlemleri ve Katma Değer Vergisi iadesiyle yaygınlaşmıştır. Yüksek vergi oranları uygulanması, maalesef birçok mükellefi naylon fatura kullanmaya yöneltmiştir. Bu durum, Devletin ciddi oranda vergi kaybına sebebiyet vermektedir. Fiiliyatta, bir kısım şirketler sadece naylon fatura satmak için kurulmakta, kendinde giriş faturası olmamasına rağmen yüksek miktarlarda mal satmış görünmektedir. Oysa gerçek mal satışı yapılmamakta, sadece piyasada naylon fatura kullanarak daha az vergi ödemek isteyen mükelleflere bu şekilde sahte fatura satılmaktadır.

  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 359/a/2 hükmü uyarınca muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Naylon fatura satan da kullanan mükellef de bu kapsamda hapis istemiyle yargılanmaktadır. Bu suç, vergi suçu raporu neticesinde mahallin savcılığına yapılan ihbar neticesinde soruşturulmakta ve iddianame tanzimi akabinde kamu davası açılmaktadır.

  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 359/a/1 hükmü uyarınca vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan; defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu durumun vergi suçu raporu ile tespiti halinde ihbar akabinde savcılık soruşturması başlamaktadır.

  • Defterlerde vergi matrahını azaltma amacıyla sahtecilik fiilleri, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 359/a/1 hükmüyle düzenlenmiştir. Vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan; defter ve kayıtlarda gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açanlar veya defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedenler hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunacaktır. Bu suç, vergi suçu raporu tanzimi neticesinde savcılığa ihbar edilmekte ve soruşturma başlamaktadır.

  • Defter, kayıt ve belgeleri tahrif etme veya gizleme suçu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 359/a/2 hükmüyle düzenlenmiş olup, buna göre defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Gizleme fiili, yasada şu şekilde tanımlanmıştır: varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, vergi incelemesi sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi fiili, bu fıkra hükmünün uygulanmasında gizleme olarak kabul edilmektedir.

  • Vergi incelemesi için ibrazı zorunlu defter, kayıt ve belgelerde tahribat suçu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 359/b hükmüyle düzenlenmiş olup, vergi kanunları ve yasal mevzuat gereğince tutulan veya düzenlenen, saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Yasa hükmünde, sahte belge, gerçek bir muamele veya durum olmamasına rağmen bunlar varmış gibi düzenlenen belge olarak tanımlanmıştır.

  • Yasal mevzuat gereğince, fatura, makbuz, sevk irsaliyesi, gider pusulası gibi belgeleri ancak Maliye Bakanlığı ile anlaşmalı matbaalar basabilmektedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 359/c hükmü uyarınca, ancak Maliye Bakanlığı ile anlaşması bulunan kişilerin basabileceği belgeleri, Bakanlık ile anlaşması olmadığı halde basanlar veya bilerek kullananlar iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

BİZE ULAŞIN

Bizimle görüşmek istediğiniz hukuki konular hakkında iletişime geçebilirsiniz.

AVUKAT TOLGA ERSOY

Hobyar Mh. Ankara Cd. No:31
Hoşağası İşhanı Kat:2 No:307
Sirkeci-Fatih/İSTANBUL
HUKUK BÜROSU

İstanbul'da olan Avukat Tolga Ersoy Hukuk Bürosu tüzel kişiliklere ve şahıslara hukuki hizmet vermektedir. Ağırlıklı olarak Ceza Hukuku alanında Ağır Ceza Avukatı olarak çalışmakta birlikte, Aile Hukuku ve Tazminat Hukuku başta olmak üzere hukukun birçok alanlarında Avukatlık hizmeti sunmaktadır.

SOSYAL MEDYA

Avukat Tolga Ersoy'u Takip Edebilirsiniz.