• Türk Ticaret Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca kurulmuş bir şirketin tasfiyesi, faaliyete son verme ve şirketin her türlü hesaplarının kapanması neticesini doğuran bir süreçtir. Şirketin fesih veya infisah edilme halinin vukuu ile başlayan tasfiye süreci, tasfiye işlemlerinin tamamlanması akabinde şirket kaydının ticaret sicil kayıtlarından silinmesi ile nihayete erer. Bu sürecin tamamlanması ile firma tüzel kişiliği de ortadan kalkar.

    Ancak bir firmanın ticaret sicil kayıtlarından terkin edilmesinden sonraki tarihte de bir borcu ortaya çıkabilir. Keza şirkete ait bir hakkın mevcudiyeti de terkinden sonra öğrenilebilir. Bu gibi durumların tezahürü halinde, şirketin tasfiyeden önceki merkezinin bulunduğu mahallin Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi’nde şirketin ihyası davası açılması gerekmektedir. İhya süreci, bir anlamda şirketin geçici olarak canlandırılması anlamına gelecektir.

    İhya davasını kimler açabilirler? Bu davayı açmaya yetkili kimseler, şirket tasfiye memuru, şirketin tasfiyeden önceki son yönetim kurulu üyeleri, şirket ortakları ile şirketin alacaklılarıdır.

    Şirket alacaklılarının ihya davası açma yetkisi hakkında Yargıtay’ın yaklaşımı şu şekildedir:

    “Davacı,şirketin tasfiye ve terkinden önce doğan bir alacağın hüküm altına alınmasını istemiştir.Şirketin, ticaret sicilinden silinmesi işlemi kurucu değil, açıklayıcı nitelik taşır.Davacıya, tasfiye işlemleri tam olarak sona ermediği için, şirketin tüzel kişiliğinin yeniden ihyası haklarında tasfiye memuru ile ticaret sicili memurluğuna husumet tevcihi suretiyle dava açması imkânının tanınması, dava açıldığı taktirde bu davanın sonucunun beklenmesi gerekir” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2001/10852 E 2001/10921 K. sayılı 25.6.2001 tarihli ilamı).

    Terkinden önce açılmış bir icra takibinin mevcudiyeti de alacaklıya ihya davası açma hakkı vermektedir. Şöyle ki;

    “Somut olayda; ihyası istenen Anonim Şirketin ticaret sicilinden terkin edilmesinin ilan edildiği tarihinden önce şirket aleyhine başlatılmış bir icra takibi mevcut olduğuna göre, şirketin sorumlu tutulmasını gerektirebilecek bu durum nedeniyle ticaret sicilindeki terkin kaydının kaldırılması isteminde bulunulabilir. Buna göre, davacı tarafın alacaklı olduğunu iddia ettiği ticaret sicilinden terkin edilmiş Anonim şirketin yeniden ihyasını istemesinde hukuki yararı mevcut olup, bu davayı açma hakkının bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Tasfiye halinde bulunan bir şirketten alacaklı bulunan kişilerin yapılan ilanlara rağmen alacaklarını yazdırmamalarının alacağın düşmesini gerektirmeyeceği, keza mahkemenin davayı ret gerekçesinin aksine, bu aşamada iddia edilen alacağın gerçekte var olup olmadığının işbu davada değerlendirmeye tabi tutulamayacak olmasına ve ayrıca şirketin ihyasının istenebilmesi için tasfiye sürecinde bir usulsüz bulunup bulunmadığının ispatının da gerekmemesi nedeniyle, mahkemece taraf delilleri toplanarak sonucuna göre bir değerlendirme yapılması gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.” (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2008/7980 E. 2009/12584 K. sayılı 7.12.2009 tarihli ilamı).

    Aynı şekilde işçilik alacağı temelinde de ihya davası açılması mümkündür:

    “Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; davalılardan Limited Şirketin işçisi sigortalı Müren Yılmaz´a yapılan yardımların tahsiline ait davanın tasfiye sebebiyle davalıya husumet yöneltilemeyeceğinden reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Şöyle ki; tüzel kişiliği olan davalı Limited Şirketin tasfiye edildiği ve ticaret sicilindeki kaydının terkin edildiği görülmektedir. Tüzel kişilik ticaret sicilindeki kaydının terkini ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona erdiğinin hukuk açısından kabul edilebilmesi için tasfiye işleminin eksiksiz tamamlanmış olması gerekir. Eğer tasfiye işlemleri gerçek olarak tamamlanmamış ve tasfiyede gereken hususlar eksik bırakılmışsa tüzel kişilik ticaret sicilinden terkin edilse bile şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinden söz edilemez. O itibarla davacı Kurum vekiline uygun süre verilerek tasfiye işlemleri ve ortaklarla olan ilişkilerin tam olarak sona ermediği için Limited Şirketin tüzel kişiliğinin yeniden ihyası hakkında tasfiye kurulu ile ticaret siciline husumet tevcihi suretiyle dava açmasının sağlanması ve dava açıldığı taktirde bu davanın sonucunun beklenmesi tüzel kişiliğin yeniden ihyası halinde bu tüzel kişinin kusuru ile belirlenecek gerçek zarar miktarıyla sorumluluğuna gidilerek karar verilmesi gerekir. Belirtilen maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek noksan tahkikat ve inceleme ile hüküm kurulması bozmayı gerektirir”(Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2004/12512 E. 2005/1543 K. sayılı 21.02.2005 tarihli ilamı).

    Bununla birlikte, şirkete açılmış bir dava sürerken şirket tasfiye edilmişse, Mahkeme bu durumda davacıya ihya davası açması için de süre vermek zorundadır. Bu hususa dair bir Yargıtay içtihatları şu şekildedir:

    “Davadan sonra şirket tüzel kişiliği sicilden terkin edilmiş olup, yargılama boyunca şirketin tüzel kişiliğinin devamı zorunludur. Mahkeme anılan şirketin ihyası için davacıya, dava açmak üzere süre vermeli, dava açıldıktan sonra bunun sonucu beklenmelidir. Şirketin ihyasından sonra, davaya dahil edilmesi gerekir” (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2003/8626 E. 2004/3655 K. sayılı 6.4. 2004 tarihli ilamı).

    “Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, şirket tüzel kişiliğinin ticaret sicilinden terkin ile sona ereceği, tüzel kişiliğin sona ermesi için de tasfiye işlemlerinin eksiksiz tamamlanması gerektiği, şayet, tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmış ise, tüzel kişiliğin ticaret sicilinden silinse bile, şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulünün olanaksız olduğu, bu durumda şirketin tüzel kişiliğinin ihyası için dava açılabileceği, somut olayda davacı ile ilgili şirket arasında görülmekte olan davanın 08/07/2009 tarihinde açıldığı, buna rağmen şirketin tasfiye işlemleri yapılarak 19/12/2014 tarihinde terkin edildiğinden davacıya ihya davası açmak üzere yetki ve süre verildiği, şirketin tasfiye işlemlerinin gerektiği gibi tamamlanmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile,... A. Ş.'nin... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2015/406 Esas sayılı dosyasıyla sınırlı olmak üzere ek tasfiye için yeniden tesciline, son tasfiye memuru...'ın tasfiye memuru olarak atanmasına, kararın tescil ve ilanına karar verilmiştir” (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2016/11452 E. 2016/8413 K. sayılı 25.10.2016 tarihli ilamı).

    “Dava, davalı şirketin iflası istemine ilişkin olup, yargılama devam ederken davalı şirketin ticaret sicilinden re'sen terkin edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda öncelikle davacı tarafa ihya davası açması ve davalı şirketin ticaret siciline tescilinin sağlanması için yetki ve süre verilmesi gerekir” (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 2015/5182 E. 2016/4542 K. sayılı 17.10.2016 tarihli ilamı).

    İhya davası açma yetkisi olan tarafların davayı açmak istemediği bazı spesifik durumlarda ise, Mahkemece atanacak olan kayyım tarafından da ihya davası açılabilmektedir. Şöyle ki;

    “Belirtilen yasal nedenle; mahkemece, öncelikle taraflara, borçlu... İnşaat Tesisat Malzemeleri ve Tıbbi Malz. Tic. Ltd. Şirketinin yeniden ‘ihyası’ için görevli ve yetkili mahkemede dava açabilmesi için yeterli ve kesin süre verilmesi; tarafların ‘ihya davasını’ açmamaları ya da açmak istememelerinin saptanması durumunda ise; 6100 Sayılı Yasa’nın 54 ve 55. maddeleri hükümleri uyarınca mahkemece, işlem yapılmalı, ihya davası açılmasını sağlamak amacıyla kayyım atanmasına karar verilmelidir. Borçlu şirketin ihyasıyla yeniden tüzel kişilik kazanması durumunda da gerekli tebliğ işlemlerinin yapılması, ve taraf teşkili sağlandıktan sonra uyuşmazlığın hükme bağlanması gerekmektedir.” (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2015/20871 E. 2015/27738 K. sayılı 12.11.2015 tarihli ilamı).

    İşbu davada mutlaka tasfiye memurları ile şirketin bağlı olduğu Ticaret Sicil Müdürlüğü taraf olarak gösterilmektedir. Bu husus da içtihatlar ile sabittir:

    “Şirketin ihyası, tasfiye memurları ve Ticaret Sicil Müdürlüğü davalı gösterilerek hasımlı açılacak bir davayla talep edilir” (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2004/2150 E. 2004/11648 K. sayılı 29.11.2004 tarihli ilamı).

    “Ancak, ihya davaları Ticaret Sicil Memurluğu ile tasfiye memurları aleyhine açılarak görülmesi gerekir” (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2013/426 E. 2013/2561 K. sayılı 14.2.2013 tarihli ilamı).

    Bu noktada belirtmemiz gerekir ki, Ticaret Sicil Müdürlüğü burada kanun gereği zorunlu hasım olduğu için davanın kabulü halinde aleyhine mahkeme masrafı ve vekalet ücretine hükmedilmemektedir. Bu hususta verilmiş bir içtihat şu şekildedir:
    “Dava, ticaret sicilinden terkin edilen kooperatifin tüzel kişiliğinin yeniden ihyası istemine ilişkindir.Tüzel kişiliğin kazanılmasının ticaret siciline tescil ile mümkün olmasına göre Ticaret Sicil Memurluğu tüzel kişiliğin ihyasına ilişkin davalarda yasal hasım konumunda bulunmaktadır.Bu itibarla, davanın açılmasına sebebiyet vermeyip de davanın niteliği gereği kendisine husumet düşen sicil memurluğunun davanın kabulüne karar verilmesi halinde yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırı bulunduğundan hükmün bu yönden davalı sicil memurluğu yararına bozulması gerekirse de yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün anılan yönden HUMK'nun 438/7.maddesi uyarınca düzeltilerek onanması gerekmiştir.” (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2005/13309 E. 2007/837 K. sayılı 25.01.2007 tarihli ilamı).

    İhya davasında, maddi vakıaya dair gerekçeleri ve delilleri değerlendiren Mahkeme, davayı haklı görmesi halinde şirketin ihyasına karar verecektir.

    Bu durumda firma tekrar Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne tescil edilerek tüzel kişiliği kazanacaktır.

    Peki ihya davası sonrası durum ne olacaktır? Tasfiye öncesindeki gibi, firma ticari faaliyetlerine devam edebilecek midir? Bu soruya olumsuz yanıt vermek durumundayız. Zira şirketin ihyasından sonra yalnızca Mahkeme kararında belirtilen ihya sebepleri ile ilgili işlemler yapılabilecektir.
    İhya sebeplerinin neticelenmesi akabinde, şirket tekrar ticaret sicilinden silinecektir
  • Bankacılık sırrı, bankaların yöneticileri ve peronellerince bilinen, her türlü mali, ekonomik bilgileri, kredi ve nakit bilgilerini, bankanın müşteri bilgileri ve müşteri potansiyeli, bankanın kredi vermesi, kimlere ne kadar kredi kullandırdığı, mevduat toplaması, kimlerin ne kadar hesabı olduğu, banka yönetim esasları, her türlü bankacılık hizmet ve faaliyetleri ile risk pozisyonlarını haiz tüm bilgi ve belgeleri, bankanın her türlü işletmesel bilgisini, faaliyet ve hedef stratejisini içeren, bu türden tüm bilgi ve belgeyi ifade etmektedir.

  • Ticari sır, gerek şahıs şirketleri, gerekse limited ve anonim şirketlerin faaliyet alanları ile ilgili olarak, bu firmaların çalışanları ve akdi ilişkide oldukları gerçek ve tüzel kişilerce bilinen, rakiplerinin bu bilgilere ulaşması halinde zarara uğrama riski bulunan, işletmenin ticari başarısı ve verimliliği için önem arz eden, gerek kamuya gerekse ilgisi olmayan şahıslara açıklanmaması gereken, firmanın iç işleyişi, organizasyon yapısı, mali ve iktisadi durumu, kredi ve nakit bilgileri, faaliyet hedef ve stratejisi, hammadde kaynak bilgileri, imalata dair teknik bilgiler ve özellikler, fiyatlandırma uygulaması bilgisi, pazarlama stratejisi ve taktikleri, firmanın pazar payı, toptancı ve perakendeci bilgileri, müşteri potansiyeli ve ağ bilgisi, her türlü sözleşme ve protokol bilgileri ve bu türden tüm bilgi ve belgeyi ifade etmektedir.

  • Müşteri sırrı, gerek şahıs şirketi, gerekse limited ve anonim şirketlerin, banka ve sigorta şirketlerinin, aracı kurumların, iktisadi teşekküllerin, her türlü serbest meslek erbabının kendi faaliyet alanına ilişkin, müşterilerinin şahsi ve özel bilgilerini, ekonomik ve ticari bilgilerini, mali durum bilgilerini, nakit ve kredi durumuna dair bilgilerini, bu türden tüm bilgi ve belgeyi ifade etmektedir.

  • Ticari sırların açıklanması fiili, Türk Ceza Kanunu m. 239 hükmü ile suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun faili, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacaktır.

  • Bankacılık sırlarının açıklanması fiili, hem 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 239 hükmü ile, hem de 5411 sayılı Bankacılık Kanunu m. 159 hükmünde suç sayılmıştır. Bu durum kanun hükümlerinin içtimaı durumudur. Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 2013/14327 E. 2015/16810 K. sayılı 30.11.2015 tarihli ilamı, özel normun önceliği ilkesi uyarınca Bankacılık Kanunu m. 159 hükmü esas alınarak karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun “Sırların Açıklanması” başlığını haiz m. 159 hükmü uyarınca, bankacılık sırlarını açıklayan failler bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bin günden ikibin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılacak, banka ve müşterilere ait sırları açıklayan üçüncü kişiler hakkında da aynı cezaların uygulanacak, bu kimselerin sırları kendileri ya da başkaları için yarar sağlamak amacıyla açıklamış olursa verilecek cezaların altıda bir oranında artırılacak, ayrıca fiilin önemine göre sorumluların bu Kanun kapsamına giren kuruluşlarda görev yapmaları da iki yıldan aşağı olmamak üzere geçici veya sürekli olarak yasaklanacaktır.

BİZE ULAŞIN

Bizimle görüşmek istediğiniz hukuki konular hakkında iletişime geçebilirsiniz.

AVUKAT TOLGA ERSOY

Hobyar Mh. Ankara Cd. No:31
Hoşağası İşhanı Kat:2 No:307
Sirkeci-Fatih/İSTANBUL
HUKUK BÜROSU

İstanbul'da olan Avukat Tolga Ersoy Hukuk Bürosu tüzel kişiliklere ve şahıslara hukuki hizmet vermektedir. Ağırlıklı olarak Ceza Hukuku alanında Ağır Ceza Avukatı olarak çalışmakta birlikte, Aile Hukuku ve Tazminat Hukuku başta olmak üzere hukukun birçok alanlarında Avukatlık hizmeti sunmaktadır.

SOSYAL MEDYA

Avukat Tolga Ersoy'u Takip Edebilirsiniz.