• Bankacılık sırlarının açıklanması fiili, iki ayrı Kanun kapsamında suç sayılmıştır.

    5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 239 hükmü, “Ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması” başlığını taşımakta olup, maddenin birinci bendinde sıfat veya görevi, meslek veya sanatı gereği vakıf olduğu ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilere veren veya ifşa eden kişinin, şikayet üzerine, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacağına hükmedildiği görülmektedir.
    5411 sayılı Bankacılık Kanunun m. 73 hükmü ise “Sırların Saklanması” başlığını taşımakta olup, daha kapsamlı bir madde olduğu görülmektedir. Madde hükmüne göre,

    Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu başkan ve üyeleri ile Kurum personelinin, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kurulu başkan ve üyeleri ile Fon personelinin görevleri sırasında öğrendikleri bankalara ve bunların bağlı ortaklık, iştirak, birlikte kontrol edilen ortaklıkları ve müşterilerine ait sırları bu Kanuna ve özel kanunlarına göre yetkili olanlardan başkasına açıklayamayacağı ve kendilerinin veya başkalarının yararlarına kullanamayacağı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun dışarıdan destek hizmeti aldığı kişi ve kuruluşlar ile bunların çalışanları da bu hükme tabi olduğu ve bu yükümlülüğün görevden ayrıldıktan sonra da devam ettiği düzenlenmiştir. Ancak Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun, yurt dışındaki muadili denetim mercileri ile düzenleyeceği mutabakat zabıtları çerçevesinde vereceği bilgi ve belgeler, sır kapsamı dışında tutulmuştur. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun ise, düzenleyeceği mutabakat zabıtları veya zabıtlar dışında elde edeceği sırların korunmasını sağlamakla görevli olduğu belirtilmiştir. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun elde edeceği sır niteliğindeki bilgi ve belgelerin, kuruluş ve faaliyet izni verilmesinde, faaliyetlerin denetiminde, düzenlemelere uyulup uyulmadığının izlenmesinde ve Kurul kararlarına karşı açılacak idari davaların görülmesinde kullanılabileceğine hükmedilmiştir.

    13/.02/2011 tarihli 6111 sayılı Kanun’un 146. maddesi ile yasa hükmünün 4. cümlesi, 3. fıkrası ve 4. fıkrası değiştirilmiştir. 2011 düzenlemeleri ile hükmün kapsamı genişletilmiştir. Bu bağlamda, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun elde edeceği sır niteliğindeki bilgi ve belgelerin, ceza soruşturması ve kovuşturması kapsamında savcılıklar ile ceza mahkemeleri, görevden ayrılmış olsalar dahi, görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı başlatılan soruşturma ve kovuşturmalar ile bağlantılı olarak talepte bulunacak Kurul Başkanı ve üyeleri ile Kurum personeli dışında hiçbir kişiye, kurum ve kuruluşa verilemeyeceğine ve. Mahkeme kararına bağlanmış sır kapsamına giren bilgilerin verilmesinden Kurum sorumlu tutulamayacağına hükmedilmiştir.

    6111 sayılı Kanun’un 146. maddesi ile değiştirilen 3. fıkrada ise, sıfat ve görevleri dolayısıyla bankalara veya müşterilerine ait sırları öğrenenlerin, söz konusu sırları bu konuda kanunen açıkça yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamayacağı, bu yükümlülüğün görevden ayrıldıktan sonra da devam ettiğine hükmedilmiştir. İş ilişkilerinden kaynaklı ihtilalarla ilgili olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı ile bunlara bağlı ve ilgili kurum ve kuruluşlara verilmesi ile sigortacılık düzenlemelerinden kaynaklı genel sağlık sigortalılığında gelir testinin yapılmasına ilişkin bilgi ve belgelerin Sosyal Güvenlik Kurumuna verilmesi hususları kapsam dışı bırakılmıştır.
  • Ticari sırların açıklanması fiiline ne şekilde ceza verileceği, Türk Ceza Kanunu m. 239 hükmü ile düzenlenmiştir. Yasa maddesi “Ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması” başlığını taşımaktadır. Madde hükmü uyarınca, sıfat veya görevi, meslek veya sanatı gereği vakıf olduğu ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilere veren veya ifşa eden kişinin, şikayet üzerine, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacağına, aynı şekilde ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin, hukuka aykırı yolla elde eden kişiler tarafından yetkisiz kişilere verilmesi veya ifşa edilmesi halinde de, bu kişilerin bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacağına hükmedilmiştir.

    Bu bağlamda ticari sır ne şekilde tanımlanacaktır? Neler ticari sırdır, neler ticari sır değildir?

    Kanun’un gerekçesinde, bir bilgi ve belgenin ticari sır teşkil edip etmeyeceği hususunun, konuya ilişkin ölçütler göz önünde bulundurularak hâkim tarafından belirleneceği ifade edilmiştir.

    Bu kapsamda, Yargıtay yaklaşımının da dikkate alınması zaruridir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 2014/7809 E. 2017/118 K. sayılı 12.10.2015 tarihli kararında, kopyalanan kayıtlarda yer alan bilgilerin ticari sır veya müşteri sırrı niteliğinde olup olmadığı hususlarında konusunda uzman bilirkişilerden rapor alınması ve akabinde hasıl olacak sonuca göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği ifade edilmiştir.

    Hükme konu maddi vakıada; suç tarihinde, katılan şirket bünyesinde mühendis olarak çalışmakta olan sanığın, şirketin ana bilgisayara güvenlik sistemini devre dışı bırakıp uzaktan girerek kendi bilgisayarına veri transferi yaptığı ve 2490 adet dosyayı şifreleyerek ZIP formatında harici belleğe kopyalayıp yeni işe başladığı firmanın ana bilgisayarına aktarılmıştır. Ancak sanık ve müdafii, kopyalandığı iddia edilen verilerin ticari sır veya müşteri sırrı niteliğinde olmadığını beyan ederek atılı suçlamayı kabul etmedikleri yönünde savunma yapmışlardır. Katılan ise bu verilerin ticari sır olduğunu beyan etmiştir.

    Ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması suçuyla birlikte, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu da işlendiği anlaşılmaktadır.

    Yerel Mahkemece, Ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması ile sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçlarından açılan kamu davasında eylemin bir bütün olarak TCK’nın 239. maddesindeki ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması suçunu oluşturduğu kabul edilerek hüküm kurulmuştur.

    Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, dosya arasında mevcut kayıtların teknik bilgi ve tecrübeyi gerektiren konulara ilişkin olduğu nazara alınarak; kopyalanan kayıtlarda yer alan bilgilerin ticari sır veya müşteri sırrı niteliğinde olup olmadığı hususlarında konusunda uzman bilirkişilerden rapor alınması ve hasıl olacak sonuca göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiğine hükmederek Yerel Mahkeme kararını bozmuştur.

    Dolayısıyla, işbu emsal içtihatta da belirtildiği üzere, ticari sırrın kapsamı ve değerlendirilmesi teknik bilgi ve tecrübeyi gerektiren konulara ilişkin olup, bu sırrın açıklanması nedeniyle yapılacak yargılamada, açıklanan hususun ticari sır olup olmadığı konusunda Bilirkişi İncelemesi yapılması zorunluluğu hasıl olmaktadır.

  • Ağır Ceza Mahkemelerinin görevi, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 12. madde hükmü ile belirlenmiştir. İşbu madde hükmüne göre;

    “Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmi belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir.” (5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun, m. 12.)

    6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 28 Haziran 2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle, 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 6. maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklik neticesinde Sulh Ceza Mahkemeleri’nin kaldırılmış olması, Asliye Ceza Mahkemeleri’nde görülen suçların sayısını daha da arttırarak, Ağır Ceza Mahkemelerine önceki dönemlere nazaran çok daha istisnai nitelik kazandırmıştır.

    5235 sayılı Kanun’un m. 9 hükmü uyarınca, Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir Başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Ağır Ceza Mahkemesi, bir başkan ve iki üye ile toplanıp duruşma yapar ve karar verir. Duruşmalara mahkeme başkanı ve iki üyeden oluşan Mahkeme Heyeti ile Savcı’nın katılımı zorunludur.

    Ağır Ceza Mahkemelerinin baktığı suçlar, kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklı kalmak üzere, ana hatlarıyla yağma, İrtikap, resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık, hileli iflas ve devletin güvenliğine, anayasal düzene, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar, ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlar, yani soykırım, adam öldürme, kasten adam öldürmeye teşebbüs, örgüt, zimmet, rüşvet, kasten öldürme, işkence, nitelikli yağma, cinsel istismar, cinsel saldırı, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti. parada sahtecilik suçlarına Ağır Ceza Mahkemeleri bakmaktadır.

    Milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar kapsamında Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, Düşmanla işbirliği yapmak, Devlete karşı savaşa tahrik, Temel milli yararlara karşı faaliyette bulunmak için yarar sağlama, Yabancı devlet aleyhine asker toplama, Askeri tesisleri tahrip ve düşman askeri hareketleri yararına anlaşma, Düşman devlete maddi ve mali yardım, Anayasayı ihlal, Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırı, Yasama organına karşı suç, Hükümete karşı suç, T.C. Hükümetine karşı silahlı isyan, Silahlı örgüt, suç için anlaşma, Askeri Komutanlıkların Gasbı, yabancı hizmetine asker yazma ve yazılma, savaş zamanında emirlere uymama, savaş zamanında yükümlülüklere aykırılık, savaşta yalan haber yayma, Devletin güvenliğine ilişkin belgelere yönelik suçlar, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme, Siyasal veya askeri casusluk, gizli kalması gereken bilgileri açıklama, uluslararası casusluk, Devlet sırlarından yararlanma, devlet hizmetlerinde sadakatsizlik, yasaklanan bilgileri temin, yasaklanan bilgilerin casusluk maksadı ile temini, taksir sonucu casusluk fiillerinin işlenmesi, yasaklanan bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadı ile açıklama, Devlet güvenliği ile ilgili belgeleri elinde bulundurma suçlarına Ağır Ceza Mahkemeleri bakmaktadır.

    Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanan bir sanığın, karmaşık hukuki süreçleri müdafii olmadan takip etmesi çok güç bir durum olduğu gibi çok büyük hak kayıplarına neden olabilmektedir. Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanan yahut da Ağır Ceza Mahkemesi’nce bakılacak suçlardan dolayı haklarında soruşturma başlamış kişilerin ağır ceza avukatından profesyonel hukuki hizmet ve destek alarak, süreci ağır ceza avukatı ile takip etmesinde hukuki fayda mevcuttur.
  • Vergi suçu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamında tanımlanmış suçların genel ismidir. Genel olarak, hapis gerektiren fiiller için kullanılan bir tanım olup, vergi ziyaı, vergi kaçakçılığı suçlarını kapsar.

  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 359/a/2 hükmü uyarınca muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Naylon fatura satan da kullanan mükellef de bu kapsamda hapis istemiyle yargılanmaktadır. Bu suç, vergi suçu raporu neticesinde mahallin savcılığına yapılan ihbar neticesinde soruşturulmakta ve iddianame tanzimi akabinde kamu davası açılmaktadır.

  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 359/a/1 hükmü uyarınca vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan; defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu durumun vergi suçu raporu ile tespiti halinde ihbar akabinde savcılık soruşturması başlamaktadır.

  • Defterlerde vergi matrahını azaltma amacıyla sahtecilik fiilleri, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 359/a/1 hükmüyle düzenlenmiştir. Vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan; defter ve kayıtlarda gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açanlar veya defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedenler hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunacaktır. Bu suç, vergi suçu raporu tanzimi neticesinde savcılığa ihbar edilmekte ve soruşturma başlamaktadır.

  • Defter, kayıt ve belgeleri tahrif etme veya gizleme suçu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 359/a/2 hükmüyle düzenlenmiş olup, buna göre defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Gizleme fiili, yasada şu şekilde tanımlanmıştır: varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, vergi incelemesi sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi fiili, bu fıkra hükmünün uygulanmasında gizleme olarak kabul edilmektedir.

  • Vergi incelemesi için ibrazı zorunlu defter, kayıt ve belgelerde tahribat suçu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 359/b hükmüyle düzenlenmiş olup, vergi kanunları ve yasal mevzuat gereğince tutulan veya düzenlenen, saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Yasa hükmünde, sahte belge, gerçek bir muamele veya durum olmamasına rağmen bunlar varmış gibi düzenlenen belge olarak tanımlanmıştır.

  • Yasal mevzuat gereğince, fatura, makbuz, sevk irsaliyesi, gider pusulası gibi belgeleri ancak Maliye Bakanlığı ile anlaşmalı matbaalar basabilmektedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 359/c hükmü uyarınca, ancak Maliye Bakanlığı ile anlaşması bulunan kişilerin basabileceği belgeleri, Bakanlık ile anlaşması olmadığı halde basanlar veya bilerek kullananlar iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

  • Türk Ceza Kanunu’na göre şantaj fiili hapis cezası gerektiren bir suçtur. Türk Ceza Kanunu’nun m. 107 hükmünde düzenlenen şantaj suçu kapsamında; hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacaktır.

  • Şantaj suçu sözlü şekilde, telefonla arayarak işleneceği gibi, her türlü iletişim aracı kullanılarak, sosyal medyada facebook, twitter, instagram gibi siteler, whatsapp, skype gibi uygulamalar aracılığıyla da işlenebilir. Şantaj suçunun sosyal medya aracılığıyla işlendiği durumlarda, savcılıkça yapılacak ip adresi tespiti önemli bir delil teşkil etmektedir.

  • Ceza hukukunda, ancak takibi şikayete bağlı suçlar bağlamında uzlaştırma hükümleri uygulanmakta, bu kapsam dışındaki suçlarda uzlaşma mümkün olmamaktadır. Şantaj suçu, takibi şikayete bağlı bir suç değildir. Dolayısıyla, şantaj suçundan dolayı mağdur şikayeti geri çekse bile dosya kapanmayacaktır ve uzlaştırmacı görevlendirilmeyecektir. Bu suç kapsamında savcılık tarafından re’sen soruşturma da başlatılabileceği gibi, şikayetin geri çekilmesi halinde dahi soruşturma ve kovuşturma devam edecektir.

  • Gerek şantaj, gerekse tehdit fiileri, Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak tanımlanmıştır. Çoğu zaman şantaj ve tehdit fiilleri birbirine karıştırılabilmektedir. Nitekim, tehdit suçlarında korkutma unsuru ön plandayken, şantaj suçunda haksız çıkar sağlama ön plandadır. Bu iki suçu ayıran kriter haksız çıkar sağlama durumudur. Misal olarak, “seni bitiririm” gibi bir cümle sadece tehdit suçudur. Ancak “istediğim parayı vermezsen özel bilgilerini açıklarım” şeklindeki bir cümle, haksız çıkar sağlama amacı güderek baskı oluşturduğundan şantaj suçudur.

  • İletişim teknolojilerindeki gelişmeler temelinde, internetin yaygınlaşmasıyla birlikte, birçok suçun internet üzerinden işlendiği görülmektedir. Şantaj suçlarının büyük bir kısmı da internette sosyal medya siteleri aracılığıyla işlenmektedir. Genellikle facebook, twitter, instagram gibi siteler üzerinden şantaj suçları işlenmektedir. Çoğu zaman da kişisel verilerin izinsiz ele geçirilmesi suretiyle şantaj suçu işlenmektedir. Bu durumda şantaj suçuyla birlikte, kişisel verilerin izinsiz ele geçirilmesi ve kullanılması suçlarından da soruşturma açılmakta ve failin durumu ağırlaşmaktadır. Birçok durumda da, kişinin kendi rızasıyla sanal sohbet sırasında paylaştığı görsel ve videolar daha sonra şantaj amaçlı kullanılabilmektedir.

  • Şantaj suçu, internet üzerinden olduğu kadar, mobil telefon uygulamaları aracılığıyla da işlenebilmektedir. Bu uygulamaların başında, whatsapp gelmektedir. Bu uygulama aracılığıyla, şantaj unsuru görsel materyal mağdura gönderilerek, şantaj taleplerinin yapıldığı görülmektedir. Whatsapp üzerinden yapılan şantajın savcılıkça tespiti daha hızlı ve kolaydır. Çünkü bu uygulamaya bir telefondan girilmektedir ve hangi telefondan girilmiş ve şantaj suçunun işlenmiş olduğu ilgili kurumlarla yazışma yapılarak daha hızlı şekilde gerçekleşmektedir.

  • Şantaj suçunun faili, şantaj suçuna konu olan görsel, video ve benzeri materyali internet üzerinden yayımlaması halinde, bu içeriğin kaldırılması için yasal olarak başvuru yapılması mümkündür. Kaldırılması istenilen içerik, aynı zamanda ceza davasına da konu teşkil edeceğinden, Noter kanalıyla 24 saat e-tespit yapılmasında yarar vardır. Mağdurların 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun m. 9/1 hükmü uyarınca internetten konusu suç teşkil eden içeriğin kaldırılması için Sulh Ceza Hakimliği’ne müracaat edilme hakkı vardır. Aynı kanunun m. 12/5 hükmü uyarınca, internet sitesinin merkez adresinin bulunduğu yerin Sulh Ceza Hakimliği’ne müracaat edilebileceği gibi, mağdurun ikamet ettiği mahallin Sulh Ceza Hakimliği’ne de müracaat edilebilecektir.

BİZE ULAŞIN

Bizimle görüşmek istediğiniz hukuki konular hakkında iletişime geçebilirsiniz.

AVUKAT TOLGA ERSOY

Hobyar Mh. Ankara Cd. No:31
Hoşağası İşhanı Kat:2 No:307
Sirkeci-Fatih/İSTANBUL
HUKUK BÜROSU

İstanbul'da olan Avukat Tolga Ersoy Hukuk Bürosu tüzel kişiliklere ve şahıslara hukuki hizmet vermektedir. Ağırlıklı olarak Ceza Hukuku alanında Ağır Ceza Avukatı olarak çalışmakta birlikte, Aile Hukuku ve Tazminat Hukuku başta olmak üzere hukukun birçok alanlarında Avukatlık hizmeti sunmaktadır.

SOSYAL MEDYA

Avukat Tolga Ersoy'u Takip Edebilirsiniz.