Boşanma Avukatı
Boşanma avukatı, Türk Medeni Kanunu’na göre evliliğin anlaşmalı veya çekişmeli şekilde sona erdirilmesi sürecinde tarafların haklarını koruyan, mal rejimi, nafaka, velayet ve tazminat gibi hukukî meselelerde adaletin tesisini sağlayan uzman hukukçudur.
Türk Medeni Kanunu, boşanma süreçlerini anlaşmalı ve çekişmeli boşanma olarak ikiye ayırır. Boşanma davalarının bu şekilde ikiye ayrılması, hem usul hem de maddi hukuk bakımından farklı sonuçlar doğurur. Zira anlaşmalı boşanma, taraf iradelerinin kesiştiği ve uyuşmazlığın kısa sürede çözüme kavuştuğu bir prosedürü ifade ederken; çekişmeli boşanma davaları, hâkimin delilleri tetkik ederek karar verdiği daha uzun ve karmaşık bir yargılama sürecini gerektirir. Bu ayrımın mefhûmu, sadece yargılama tekniğine değil, tarafların haklarının korunma derecesine de ilişkindir.
Hâlbuki uygulamada taraflar çoğu zaman sürecin mâhiyetini yeterince idrak edememekte, hangi tür davanın kendi lehlerine olacağını mülâhaza edememektedir. Bu nedenle, boşanmanın hangi türde açılacağına dair karar verilmeden evvel, olayın tüm hukukî tafsilâtla değerlendirilmesi elzemdir. Bu değerlendirme, özellikle Türk Medeni Kanunu’nun 161 ila 166. maddeleri çerçevesinde yapılmalı, delil yapısı, süreler ve ispat külfeti mefhûmunda binâen analiz edilmelidir.
Anlaşmalı veya çekişmeli davanın seçimi, sadece usulî bir tercih değil, aynı zamanda kişisel, ekonomik ve psikolojik sonuçları bakımından da önem arz eden bir hukukî tasarruftur. Bu bakımdan, tarafların karar verme sürecinde uzman bir hukukçudan istifâde etmeleri, ileride doğabilecek hak kayıplarının önlenmesi için zaruridir.
Türk Medeni Kanunu, nişanlanma ve evlenmeyi düzenlediği gibi, evliliği sona erdiren durumları da düzenlemiştir. Boşanma, ancak Mahkeme kararı ile mümkündür. Boşanma davaları, yukarıda da belirtildiği üzere, anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanma davaları olmak üzere iki türdür.
Bu düzenleme, aile kurumunun korunmasına yönelik bir kamu düzeni amacına hizmet eder. Kanun koyucu, evlilik birliğini sıradan bir sözleşme gibi telâkki etmemekte, bilâkis toplumsal yapının temel taşı olarak görmekte ve boşanmayı sıkı şekil şartlarına tâbi kılmaktadır. Hâliyle, boşanmanın mahkeme kararıyla yapılması, keyfî boşanmaların önlenmesi için bir güvenlik müessesesi olarak değerlendirilmektedir.
Misal olarak, tarafların basit bir beyanla evliliği sona erdirebilmesi hâlinde, aile yapısında müteaddiden ortaya çıkabilecek yıkıcı sonuçlar göz ardı edilemezdi. Bu sebeple, Türk hukuk sistemi boşanmayı hâkim denetimi altına almış, hâkimin yalnızca şekli değil, maddi unsurları da tetkik etmesini zorunlu kılmıştır.
Bu müessesenin hukukî mâhiyeti, bireyin irade özgürlüğü ile toplum düzeni arasındaki dengenin sağlanmasıdır. Dolayısıyla, boşanmanın kişisel bir hak olması, onu tamamen özel hukuk ilişkisi olmaktan çıkarmaz; bilâkis kamu yararını da içeren bir düzenleme olarak mevzuatta yer bulur.
Anlaşmalı boşanma davaları, bir protokole dayalı olarak Mahkeme’ye başvuru suretiyle gerçekleşir. Her ne kadar kolay bir yol gibi görünse de, kişilerin haklarının azami düzeyde korunabilmesi için sürecin avukat eşliğinde takibinde fayda vardır.
Bu tür davalarda tarafların iradelerinin özgür ve bilinçli biçimde oluşup oluşmadığı hâkim tarafından bizzat sorgulanır. Hâkim, tarafların boşanma iradesinin baskı veya hata sonucu ortaya çıkmadığını tespit etmekle mükelleftir. Bu noktada protokolün içeriği, nafaka, mal paylaşımı, velayet ve ziynet eşyaları gibi konularda tüm tafsilâtla düzenlenmeli ve hukukî sonuçları açıkça belirtilmelidir.
Şöyle ki, anlaşmalı boşanma protokolünde yapılacak küçük bir hata, ilerleyen dönemde büyük hak kayıplarına sebep olabilir. Bilhâssa mal rejimi veya çocukların kişisel ilişkisi hususunda eksik düzenlemeler, ilamın icrasında ciddi sorunlar doğurabilir. Bu sebeple, avukat desteği olmadan hazırlanmış bir protokolün eksiksiz ve hukuka uygun olma ihtimali ekseriyetle düşüktür.
Netice itibarıyla, anlaşmalı boşanma süreci her ne kadar pratik bir çözüm imkânı sunsa da, hukukî denetimden geçmeyen bir metnin bağlayıcılığı tartışmalı olabilecektir. Bu bakımdan, tarafların müktesep haklarını korumak ve olası uyuşmazlıkların önüne geçmek için profesyonel destek almak izahtan varestedir.
Tarafların arasında irade uyuşmazlığı nedeniyle anlaşma sağlanamaması hâlinde, çekişmeli boşanma davası açılmaktadır. Çekişmeli boşanma davası, zina yapılması, evlilik birliğinin temelinden sarsılması gibi sebeplere dayanılarak açılabileceği gibi, terk, hayata kast, kötü ve onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, akıl hastalığı gibi sebeplerle de boşanma davası açılabilmektedir. Burada kusurlu tarafa karşı maddi ve manevi tazminata hükmedilmektedir.
Çekişmeli boşanma davasının mâhiyeti, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarının delillerle desteklenmesini gerektirir. Mahkeme, tarafların sunduğu tanık beyanlarını, belgeleri ve sosyal araştırma raporlarını tafsilâtla değerlendirir. Burada her delilin hukuka uygun biçimde elde edilmesi esastır; aksi hâlde delilin reddi söz konusu olur.
Maddi ve manevi tazminat talepleri de çekişmeli davaların önemli bir parçasıdır. Hâkim, bu tazminatları belirlerken tarafların kusur derecesini, sosyal ve ekonomik durumlarını ve boşanmanın psikolojik neticelerini mülâhaza eder. Misal olarak, eşin onur kırıcı davranışı sebebiyle açılan bir dava sonucunda hükmedilen manevi tazminat, sadece bir para ödemesi değil, aynı zamanda ihlal edilen kişilik haklarının telafisidir.
Çekişmeli boşanma davaları yalnızca hukuki değil, aynı zamanda sosyolojik bir boyut taşır. Bu sebeple mahkeme kararlarının gerekçeli olması, toplumun adalet duygusunun pekişmesi bakımından da önemlidir.
Boşanma davalarında, Mahkeme boşanma sebepleriyle birlikte, müşterek çocukların kimde kalacağı konusunu da değerlendirmektedir. Pedagog görüşü alınarak, geçici velayet ebeveynlerden birine verilmekte, diğer ebeveynin de ayın hangi günü çocukları göreceği düzenlenmektedir.
Velayet meselesinin mefhûmu, çocuğun menfaatinin üstünlüğü ilkesine dayanmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 182. maddesi mucibince, mahkeme kararlarını çocuğun fiziksel, duygusal ve ahlaki gelişimini gözeterek verir. Bu çerçevede hâkim, pedagojik raporları, okul kayıtlarını, sosyal hizmet uzmanı gözlemlerini tafsilâtla inceler.
Hâliyle, velayet hakkı ebeveynlerin değil, çocuğun yararının bir uzantısıdır. Ebeveynlerden birinin maddi imkânlarının daha iyi olması tek başına yeterli değildir; çocuğun duygusal istikrarı ve psikolojik güvenliği bilhassa dikkate alınır.
Çocuğun menfaati kavramı soyut bir mefhum değildir; her olayda somut verilere dayalı olarak değerlendirilmelidir. Bu noktada mahkeme, kararlarını yalnızca hukukî normlara değil, sosyal bilimlerin verilerine de binâen kurmaktadır.
Boşanma davalarında tedbir nafakası talebi ile, ilamla birlikte yoksulluk ve iştirak nafakalarına hükmedilebilmektedir. Bunun için Mahkeme kolluk marifetiyle tarafların sosyal ve ekonomik durumunu araştırmakta, buna göre nafakaya hükmetmektedir.
Tedbir nafakası, davanın devamı süresince ekonomik dengesizliğin giderilmesine yönelik geçici bir düzenlemedir. Hâkim, tarafların gelir ve gider durumlarını tetkik ederek, hakkaniyete uygun bir miktar belirler. Yoksulluk nafakası ise boşanmanın kesinleşmesinden sonra hükmedilen sürekli bir ödemedir.
İştirak nafakası, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılımı ifade eder ve kamu düzeninden kaynaklanır. Bu sebeple, tarafların anlaşmasıyla dahi tamamen ortadan kaldırılamaz. Misal olarak, çocuğun okul masraflarının artması hâlinde, nafaka miktarının artırılması mümkündür.
Bu nafaka türlerinin her biri, aile hukukunun adalet ilkesi üzerine inşa edilmiştir. Hâliyle, nafaka miktarları belirlenirken hem borçlunun ödeme gücü hem alacaklının yaşam standardı mülâhaza edilir.
Boşanma davalarında, ziynet takılarının bozdurulmuş olması hâlinde ziynet talebinde de bulunulabilecektir. Keza ziynet davasının ayrı bir dava olarak da ikamesi mümkündür.
Ziynet eşyaları, hukuken kadına ait kişisel mallar telâkki edilir. Bu mallar, evlilik içinde dahi eşin rızası olmadan bozdurulmuşsa, iadesi veya bedeli talep edilebilir. Hâkim, tanık beyanları ve düğün videoları gibi delilleri tafsilâtla inceleyerek karar verir.
Ziynet eşyalarıyla ilgili talepler, uygulamada sıkça tartışma konusu olmaktadır. Bilhassa ispat yükü bakımından sorunlar ortaya çıkmakta, kimi hâllerde ziynetlerin iadesi yerine bedeline hükmedilmektedir. Bu sebeple, ziynet alacaklarının tespiti sürecinde belgelerin ve delillerin önemi izahtan varestedir.
Netice olarak, ziynet hakkı kişisel bir hak olmakla birlikte, mal rejimiyle de yakından bağlantılıdır. Bu bakımdan, ziynet alacaklarının ayrı veya birlikte talep edilip edilmeyeceği hususu, davanın bütünlüğü içinde mülâhaza edilmelidir.
Boşanma ilamının kesinleşmesi sonrasında, mal rejimi davası açılmasına hak kazanılmaktadır. Tüm bu süreçlerde, kişinin haklarının azami düzeyde korunabilmesi için davanın uzman bir boşanma avukatıyla takip edilmesinde hukuki yarar vardır.
Mal rejimi davası, evlilik birliğinde edinilen malların paylaşımını konu edinir. Edinilmiş mallara katılma rejimi esas olup, eşlerin evlilik süresince elde ettikleri mallar üzerinde eşit hakka sahip olmaları kabul edilmiştir. Bu paylaşımda, katkı oranı, tapu kayıtları, kredi ödemeleri ve kişisel malların niteliği tafsilâtla incelenir.
Hâliyle, bu davalarda mali belgelerin ve bilirkişi raporlarının değeri büyüktür. Bilhassa edinilmiş malın kişisel mal niteliğine dönüştürülüp dönüştürülmediği hususu, mülâhaza edilmesi gereken bir noktadır.
Netice itibarıyla, boşanma süreci yalnızca duygusal bir ayrılış değil, aynı zamanda hukukî, ekonomik ve sosyal bir yeniden yapılanmadır. Bu nedenle, tarafların haklarını korumak, adaletin tecellisi için davanın mütehassıs bir avukat marifetiyle yürütülmesi izahtan varestedir.

