Vakıflar Hukuku

Vakıflar Hukuku, malvarlığının belirli ve sürekli bir amaca tahsisiyle oluşan vakıf yapılarının kuruluşundan yönetimine ve taşınmaz işlemlerine kadar tüm süreçlerin mevzuata uygun yürütülmesini ve vakıf haklarının korunmasını amaçlayan kapsamlı bir hukuk alanıdır.

Türk hukuk düzeninde vakıf kurumu, köklerini hem İslâmî gelenekten hem de Osmanlı uygulamalarından alan bir yapıya sahip olup, Cumhuriyet devrinde modern ve seküler mevzuat anlayışı çerçevesinde yeniden sistemleştirilmiştir. Toplumsal dayanışmanın sağlanması ve kamu yararının geliştirilmesi bakımından vakıflar tarih boyunca önemli işlevler üstlenmiştir. Hukuki tanımı itibarıyla vakıf, belirli bir mal topluluğunun sürekli bir amaca tahsis edilmesiyle ortaya çıkan, özel hukuk niteliğindeki bir tüzel kişiliktir. Kuruluş sürecinde vakfın amacı, malvarlığı kapsamı ve idari yapısı açıkça belirlenmeli, ardından gerekli belge ve senetler hazırlanarak Vakıflar Genel Müdürlüğü nezdinde işlemler sonuçlandırılmalıdır.

Osmanlı döneminde yürürlükte olan vakıf hukuku ile Cumhuriyet sonrası mevzuat arasında ciddi yapısal farklılıklar bulunmaktadır. Klasik dönemde vakıflar, fıkıh esaslarına bağlı bir hukuk mantığı içinde “akar” ve “hayrat” ayrımıyla şekillenmiş ve kurucunun iradesi hukuk düzeninde mutlak değerde kabul edilmiştir. O dönemde vakfiyelerin kadı defterlerindeki kayıtları, ilâm niteliğinde bağlayıcılığa sahipti. Buna karşılık Cumhuriyet devrinde vakıf kurmak belirli şekil şartlarına bağlanmış, teşkilat ve faaliyetler yoğun bir idari-yargısal denetime tabi tutulmuş, Türk Medenî Kanunu ile bütün hükümler yeknesak bir sistem içinde düzenlenmiştir.

Vakıf tüzüğünün hazırlanması sırasında yalnızca kurucu beyanının değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın da ayrıntılı şekilde incelenmesi büyük önem taşır. Tüzükte yer alan bir düzenleme kamu düzenine aykırılık içeriyorsa, idarenin yapacağı değerlendirme sonucunda tescil işlemi reddedilebilmekte veya mevcut tescil iptal edilebilmektedir. Bu nedenle, vakıf senedinin ve tüzüğün oluşturulması sırasında güncel içtihatların, kanuni şartların ve uygulama ilkelerinin dikkatle gözetilmesi zorunludur.

Vakıf yönetim organlarının aldığı kararlar, her ne kadar doğrudan idari işlem niteliği taşımıyor olsa da vakıf iç düzeni açısından bağlayıcı sonuçlar doğurur. Ancak bu kararların hukuka uygunluğu kimi zaman tartışma konusu olabilmektedir. Yönetimin kanuna aykırı bir karar alması durumunda, iptal talebi genel mahkemelere yöneltilmekte ve yargılama sürecinin sıkı şekilde takip edilmesi gerekmektedir. Yargı uygulamasında, vakıf yöneticilerinin hukuka aykırı veya keyfî işlemlerinin iptal edildiğine ilişkin pek çok karar bulunmaktadır.

Vakıf adına gerçekleştirilen taşınmaz alım veya satım işlemleri, Medenî Kanun ve tapu mevzuatı doğrultusunda yürütülmekte olup, vakfın malvarlığı üzerinde doğurduğu sonuçlar nedeniyle dikkatle ele alınmalıdır. Taşınmaz işlemlerinde vakfın mülkiyetini kanıtlayan belgeler ile yönetim kurulu kararlarının ibrazı zorunludur. Bazı durumlarda ek izinler veya mahkeme kararları temin edilmesi gerektiğinden süreç çoğu kez karmaşık bir hâl alabilmektedir.

Devlet idaresine geçmiş olan eski vakıf taşınmazlarının, tarihî vakıf kayıtlarına dayanılarak asıl vakfa geri verilmesi konusu günümüzde de önemini korumaktadır. Bu tür davalarda hem tarihî vesikalar hem de idari arşiv kayıtları incelenmekte, taşınmazın vakıf niteliği yargıç tarafından araştırılmakta ve buna göre hüküm kurulmaktadır.

Evladiye alacaklarına ilişkin talepler, vakıf evlatlarının kendilerine vakfiye uyarınca ödenmesi gereken payları talep etmesiyle gündeme gelir. Bu tür davalarda gelirlerin hesaplanması, muhasebe kayıtlarının incelenmesi ve dağılımın kanuna uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Galle fazlasına ilişkin uyuşmazlıklar da benzer şekilde vakıf gelirlerinin hak sahiplerine doğru biçimde aktarılıp aktarılmadığına ilişkindir ve özellikle denetimsiz veya eski vakıflarda sıkça karşılaşılan ihtilaflardandır.

Vakıfların yapacağı her türlü sözleşme, vakfın amacıyla uyumlu olmalı ve vakfın menfaatlerini koruyacak hükümler içermelidir. Özellikle kira, işletme, inşaat veya işbirliği sözleşmelerinde yer alan yükümlülüklerin doğru kurgulanması, gelecekte doğabilecek davaları engelleyen temel unsurlardandır. Bu nedenle sözleşme öncesi hukuki incelemeler, doğabilecek ihtilafların önüne geçilmesi açısından hayati öneme sahiptir.

Vakıf faaliyetleri kapsamında çeşitli idarelerden alınması gereken izinler bakımından da dilekçelerin hukuki dayanaklarla hazırlanması ve süreçlerin eksiksiz takip edilmesi gereklidir. İzin prosedürlerinde yaşanan gecikmeler veya hatalı başvurular, vakfın idari yaptırımlarla karşı karşıya kalmasına neden olabilir. Bu sebeple vakıf faaliyetlerinin başından itibaren mevzuata uygun hareket edilmesi zorunludur.

Vakıf kuruluşu, işleyişi ve sona ermesiyle ilgili açılan davalar, yalnızca hukuki değil aynı zamanda toplumsal sonuçlar doğurmaktadır. Amaç dışı faaliyetler, yönetim ihlalleri veya malvarlığına ilişkin hukuka aykırı tasarruflar bu davaların temel konularındandır. Bu çerçevede vakıf yönetimlerinin görevden alınması, vakfın feshi veya malvarlığına ilişkin işlemlerin iptali talepleri mahkemelerce ayrıntılı biçimde değerlendirilir ve sonuçlar gerekçeli kararlarla belirlenir.


Vakıflar hukukunda verilen hukuki hizmetler; sözleşme hazırlanması, uyuşmazlıkların çözümü, belge düzenlemeleri ve dava takip süreçlerini kapsayan geniş bir uzmanlık alanına yayılmaktadır. Bilhassa galle fazlası ve evladiye alacakları gibi tarihî nitelikli davalarda geçmiş kayıtların okunması, vakfın tarihsel gelişiminin incelenmesi ve mülkiyetin geçmişten bugüne izlenmesi özel bilgi gerektirir. Bu nedenle, vakıflara ilişkin hukuki destek sunan kişinin hem pozitif hukuk kurallarını hem de kurumun tarihsel arka planını anlayabilmesi önem arz eder.

Vakıflar hukukunun teknik yapısı, tarihsel dokusu ve geniş içtihat birikimi dikkate alındığında, bu alandaki uyuşmazlıkların çözümlenmesi büyük bir uzmanlık gerektirir. Mevzuatın amacı, vakıf malvarlığının korunması ve toplumsal yararın güvence altına alınmasıdır. Dolayısıyla vakıf işlemlerinde doğabilecek hak kayıplarının önlenmesi, hem kanun hükümlerinin hem de yerleşik yargı içtihatlarının dikkatle yorumlanmasına bağlıdır. Mahkemelerin verdiği kararlar, yalnızca somut uyuşmazlık için değil, gelecekteki işlemler açısından da yol gösterici nitelik taşımaktadır. Bu nedenle vakıf işlemlerinde profesyonel hukuki destek alınması, hem mevcut risklerin azaltılması hem de ileride çıkabilecek sorunların önlenmesi bakımından zorunlu bir ihtiyaçtır.